Vicdan nöbetinde sona doğru: O halay hiç durmaz…

Hikmet Tunç

‘Sonra o çığlık binlere dönüştü. Binler Musa Anter’e aktı. Musa Anter bir kez daha ‘Kürtçe ıslıklarla’ karşıladı halkını. Halkı Apê Musa’sına ıslıkların içine sakladığı adalet talepleriyle sarıldı. ‘

Ekin Ceren Parkı’nda başlayıp Musa Anter Parkı’nda devam eden Vicdan ve Adalet Nöbeti yaşamın değil direnişin diyalektiğinden olsa gerek her seferinde yaşamını mücadeleye adamışların isimlerinin verildiği parklarda ya da önceki dönemlerde direnişçilere ev sahibi olmuş noktalarda sürdürdü çağrısını. Adamışların adanmışlıklarıyla yeniden söylendi devrim türküleri. “Olmazlar” olurlara çevrildi yeniden Van’da, Serhat’ta ve dört bir yanda…

Önce Diyarbakır’da olmazlar olurlara çevrildi, ardından İstanbul’da olurlar büyütüldü ve o olurlara işlenen umutlar kendini Van’a taşıdı. “Olmasıncılar” da hep iş başındaydı elbet. Nöbetin başladığı o ilk gün nöbetin yapılacağı günün akşamında binlerce çevik kuvvet polisi iş başındaydı. Park alanı öncesinden dört bir tarafı gri demir iki şerit halinde barikatlarla ablukaya almıştı. Fotoğraf tanıdıktı ama direniş daha tanıdıktı. Her sokak başında TOMA ile zırhlı araçlar dururken Devlet Tiyatrosu Bahçesi bile iki otobüs dolu çevik kuvvet polisiyle dolmuştu.

Adaletin boğazına yapıştılar!

Yürüyüş aslında önce yüreklerde başlamış olmalıydı. Hem de küçücük, gencecik yüreklerde. Yoksa 13 yaşındaki bir çocuk kendinin iki katı eli silahlı ‘amcalarının’ yanında “Adalet” diye bağırabilir miydi? Yürüyüşe tüm çabalarına rağmen alınmayan bir çocuğun feryadıydı bu ve adalet kelimesi belki de en çok onun dudakları arasında bu kadar anlam kazanmıştı. Çocuğun sesi, çocuğun adalet feryadı tüm Van’ı baştan uca dolaşacak kadar güçlü olacak ki boğazına yapışı verdi iki kocaman el. Ellerin boğmak istediği adaletin ta kendisiydi belki… Adalet hemen oracıkta gözaltına alındı. Sonra o çığlık binlere dönüştü. Binler Musa Anter’e aktı. Musa Anter bir kez daha ‘Kürtçe ıslıklarla’ karşıladı halkını. Halkı Apê Musa’sına ıslıkların içine sakladığı adalet talepleriyle sarıldı.

Apê Musa’nın meslektaşı olmak…

Her direniş alanını açık ceza evine dönüştürmek isteyenler aynı politikaları burada da uyguladı elbet. Parka girenler GBT kontrolünden ve barikatları aşarak girdi. Muhalif basın nöbetin ilk günü sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle içeri alınmazken DHA, İHA ve Şehriban Gazetesi için aynı durum geçerli değildi. Musa Anter parkına girmek de Musa Anter’in meslektaşı olmak da cezalandırılmak istendi. Nöbet boyunca halka uygulanan tecrit devam etti. İçeriden çıkmayan olmadıkça içeriye giren de olmadı. Direnişin kontenjanı 60 kişi olarak belirlenmişti. Unutulan ise aynı anda milyonlarca yüreğin adalet ve vicdan için attığıydı.

Vicdanın uğramadığı yürekler

Musa Anter bir kez daha direnişe kapılarını aralarken Van T Tipi Cezaevinde kapalı kapılar arkasından işkence sesi yükseliyordu. Sadece cezaevinde mi Şemdinli’nin Şapatan Köyü’nde de 6 yaşından 70 yaşına kadar işkenceden geçirilmeyen kalmamıştı. Yaşananlar vicdan ve adaletin neden gerekli olduğunu bir kez daha gösterirken, vicdan ve adaletin hiç uğramadığı yürekler de işkence başındaydı. HDP’li heyetler işkenceleri gözlemleyerek raporlaştırmak için yola koyuldu. Raporlar ileriki günlerde vicdan ve adalet arayışçılarına açıklandı.

Ekin’in direnişi de fotoğrafı da tahamülsüz!

Nöbetin 5.günü ise kadın elinin daha yoğun hissedildiği ve değdiği bir direnişe dönüştü. Ekin Wan’ın memleketi bu kez “Devlet zulme soyunduğunda kadınlar direnişi giyinir” mesajıyla inliyordu. Vanlı kadınlar direnişi giyinerek gelmişlerdi alana. Ekin’in direnişine tahammül edemeyenler Ekin’in fotoğraflarına da tahammül edemedi. Ne Ekin’in ne de Nuriye Gülmen ile Figen Yüksekdağ’ın fotoğraflarına. Çünkü o kadınlar gülümseyen fotoğraflarıyla o alandaydı.

Bu yemeklerin tadı tuzu direniş

Nöbet başladığı ilk günden beri alanda olan yıllardır devam eden adalet arayışlarını nöbetle birleştiren Barış Anneleri ise geceden hazırladıkları yöreye ait lezzetlerle programa dahil oldu. Bu kez yemeğin tadı farklıydı. Anne eli değil direnen kadın eli değen her şey gibi…. Annelerin de bir arada içeri girmesi engellenilmek istendi. Kimliği yok denilerek kapıda bırakılan Fatma Aslan asıl kimliğinin Kürt kadın kimliği olduğunu herkese gösterdi. Fatma Aslan az ötede barikatların ardından oturmaya koyuldu ve stranlarıyla barikatları yıkarak sesini kadınlara duyurdu.

O halay hiç durmaz…

Kadınlar parka erkekleri almayarak özgün grup toplantısı nasıl olurmuş bir de siyasi tarihe bunu ekledi. Grup toplantısında konuşan Van Milletvekili Bedia Özgökçe, “Tüm saldırılara rağmen kadınlar direnişe” mesajını yeniledi. Ardından alkış, zılgıt ve ‘jin Jiyan Azadi’ sloganıyla kadınlar hep bir ağızdan stranlar söyleyerek halaya durdu.

Belli ki kadınların durduğu halay elbette hiç bitmeyecek ve hep yeni bir el o halaya girecek. Adalet ve vicdan ise bir gün mutlaka gelecek!