Sur’un çığlığına İstanbul’dan cevap oluyorlar

 

Zülal Koçer

İSTANBUL – Sur’daki yıkıma sessiz kalınmaması için İstiklal Caddesi’nde imza standı açan Sur ile Dayanışma Platformu üyesi Güzin Alpaslan yıkımın çok boyutlu olduğunu söyleyerek, “Bunlardan biri de kültürel yıkım. Hafıza yok edilmek isteniyor” dedi.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde özyönetim ilanıyla başlayan, çatışmaların ardından alınan ‘ Acil kamulaştırma’ kararı ile birlikte Sur’un yüzde 82’si kamulaştırıldı. Çatışmaların ardından yıkımın başladığı Sur’da 4 mahalle yerle bir edildi. İki yıl süren yıkımla dümdüz edilen mahallelerden sonra ablukanın olmadığı mahallelerde de yıkıma başlandı. Yıkıma karşı mücadele ise çeşitli şekillerde sürüyor. Sur’da yaşam alanları için mücadele eden insanların ve Sur’un sesi İstanbul’da da yankısını buldu.

Sur ile Dayanışma Platformu haftalardır İstanbul’da Sur için bir dizi etkinlikler yapıyor. Son olarak imza kampanyası başlatan platform, Kadıköy ve İstiklal Caddesi’nde stant açarak binlerce imza topladı. İmza standında yer alan platform üyesi kadınlardan mimar Güzin Alpaslan İstanbul’dan Sur’daki yıkıma ses vermelerinin sebebini “Yıkım nerede olursa olsun, nasıl, niye, ne şekilde yapıldığına bakarak karşı dururuz” şeklinde açıkladı.

Sur’da yapılan talanın çok boyutlu olduğunu kaydeden Güzin, bunlardan birinin de Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Sur’da yapılmak istenen kentsel dönüşüm olduğunu söyledi. Bir diğer boyutunda “rant elde etmek” olduğunu dile getiren Güzin, “Bunu yaparken de genellikle orada yaşayan halkı da o bölgeden uzaklaştırıyorlar. Böylelikle sosyal ve kültürel bir değişim de yaratmış oluyorlar. Tabi bu o bölgede olunca aynı zamanda demografik bir değişim de yaratıyor. Sonuçta orada yaşayan halk; Kürt halkı ve yıkımdan sonra kimi yerleştirecekler, ne yapacaklar orada bilmiyoruz. Bunun dışında, orası kültürel, tarihi bir doku ve UNESCO tarafından hem Sur hem Hevsel Bahçeleri kültür mirası listesine alındı” diye hatırlattı.

‘Hafıza yok edilmek isteniyor’

Sur’un 7 bin yıllık bir tarihinin olduğuna dikkat çeken Güzin, ” Binlerce yıl pek çok kültüre ev sahipliği yapmış, birileri gitmiş, birileri gelmiş ve her gelen var olan kültürün üzerine bir şeyler ekleyerek devam ettirmiş. Orada ki bu kültür ile birlikte hafıza da yok edilmek isteniyor” diye konuştu.

Sur’da yaşam biçiminin dayanışma ve iletişim üzerinden kurulduğuna işaret eden Güzin “Orada yaşayan insanların çoğu zaten 90’lardan sonra köylerini terk etmek zorunda bırakılıp buralara yerleşmiş. Şimdi ikinci kez yurtlarından ediliyorlar” dedi.

Sokaktan tepkiler

İmza toplamak için açtıkları stantlarda sokaktaki tepkileri ve kurdukları diyaloglardan söz eden Güzin, “‘Zaten yıkıldı, bitti’ diyeni de ‘Siz burada farklı bir amaca hizmet ediyorsunuz, başka bir propaganda yapıyorsunuz’ diyenler de var. Çok duyarlı olup belki siyasi ve kültürel bir yakınlığı, etkinliği olmayan, insanlar da olayı öğrendikleri zaman ‘tabi ki imzalarız’ diyebiliyorlar” şeklinde konuştu.
Güzin TOKİ’nin işin içinde olduğunu öğrenip de sırf TOKİ’ye olan güvensizlik ve tepki nedeni ile de imza verenlerin olduğunu sözlerine ekledi.

‘Sadece karşı çıkmak için gelen de var’

İnsanların kafalarında soru işareti yaratıp yaratılmadığı sorusunu ise Güzin, “Eğer başını çevirip bakıyorsa standa, durup sohbet edebiliyorsa bu zaten en azından anlama isteği ile ilgili bir şey ve o zaman empati yapmaya başlayabiliyor. Ama bir de sadece karşı çıkmak için gelenler var. Bu da toplumda yaratılan bölünme, kutuplaştırılmanın sonucu” diye yanıtladı.

‘Duyarsız kalamadım’

Derya Bingöl de Sur için duyarlı olunması gerektiğini düşündüğü için imza toplamaya gelenlerden biri. İstanbul’da doğup büyümüş olan Derya, “Oradan 25 bin aile yerlerinden edilerek, Sur’un tarihi dokusu kentsel dönüşümle yok ediliyor. Aslında insanları yersiz yurtsuz bırakmaya çalışıyorlar, buna duyarsız kalamadım” diye belirtti. Sur’a gidemediğini ifade eden Derya, “Burada elimden gelen ne ise onu yapmak istiyorum” diye konuştu.

‘Göç sadece evinden başka yere gitmek değil’

Sur sokaklarının yapısının etkisiyle orada yakın ilişkiler kurulduğuna dikkat çeken Derya, kendisi de İstanbul’da benzer bir mahallede büyüdüğünü söyledi. Derya, “İnsan ilişkilerinin çok yakın ve iç içe olduğu bir yerdi ve hâlâ oradayım. Bu nedenle Sur’da evlerinden edilen o insanları çok iyi anlayabiliyorum. İnsanların hayatları, kadınların ve çocukların hayalleri yok ediliyor. Göç sadece evinden başka yere gitmek değil, kendini hiçbir yere ait hissedememek, eşini dostunun geride kalmasıdır” dedi.