Şengal’de fermanın ardından Êzidî kadınların üç yılı (3)

Ölümün ötesinden fermanın yazgısına ‘kara kader’ değişiyor

Duygu Ciniviz

DİYARBAKIR – Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu üyesi Cemile Turhallı ve Nurcan Baysal 3 Ağustos’un ‘Kadına Karşı Kırım ve Soykırım Günü’ ilan edilmesi çağrısında bulunarak, Ezidi kadınlara ilişkin yaptıkları çalışmaları anlattı.

Soykırım göç ve savaş kıskacını 73 kez yaşadı Ezidiler. 73 kez güneşe döndükleri gözleri zulmün en acısını gördü. 3 Ağustos 2014 tarihinde DAİŞ’in Şengal topraklarına saldırmasıyla bir kez daha katledildi “Tawusê Melek”’in kadınları… Tavus kuşunun rengârenk kanatlarında değil susuz göç yollarında bir diyardan başka diyara uçtular hep. Kuzey Kürdistan ve Türkiye de bu diyarlardan biri oldu Ezidiler’e. Nefret ve ırkçı söylemlerin had safhada olduğu Türkiye Ezidi halkına ne kadar ‘kucak açabildi’ bilinmez ama Ezidi kadınlar için pek çok çalışma yürütüldü.

‘Ezidi olmak fermana yazgılı olmaktır’

“Ezidiler-73. Ferman Katliam ve Kurtuluş” kitabının yazarı ve Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu üyesi Nurcan Baysal şöyle başlıyor anlatmaya: “Kamplardaki insanlarla konuştuğumuz zaman, ‘Ezidi olmak fermana yazgılı olmaktır’ diyordu insanlar. Fakat bu 73’üncü fermanı bence diğerlerinden ayıran bir boyut var. Çünkü 73’üncü fermanla aslında Ezidiler’in zamanında Kürt hareketi ile tanışmış olması, onlarda fermanların kırılabileceğine dair umut yarattı. Bu tanışma ile beraber insanlar, fermanları yazgıdan çıkarıp artık ‘bu fermanlara karşı ne yapabiliriz?’ noktasında düşünce kapısı araladılar. O nedenle bu ferman diğerlerinden farklı çünkü bugün tanıklık ettiğimiz Ezidi kadınların savunma güçlerine baktığımızda açığa çıkan umudu görebiliyoruz.”

‘Kara yazgı kırıldı’

Kamplarda çalışmalar yaparken zorlandıklarını belirten Nurcan, “Bir yandan esir pazarları, köle pazarları, tecavüz edilen binlerce kadın, hala 3 bin Ezidi kadın IŞİD’in elinde… Bir yanda ise mücadele eden, direnen kadın gerçekliği var. Bütün bu saldırıları gerçekleştiren canilere karşı toprağını, halkını savunan insanlar var. Sadece 2 yıl önce o coğrafyada yaşananları düşünüyorsunuz bir de bugün dönüp baktığınızda direnen kadınları düşünüyorsunuz. Bir kadın olarak da, bir Kürt olarak da her açıdan gurur duyuyorsunuz. İşte tamda bu yüzden bu ferman diğerlerinden ayrılıyor” diyor.

Ezidi toplumun savaş ile beraber çeşitli yerlere dağıldıklarını ve varlık mücadelesi verdiklerini belirten Nurcan, şöyle devam ediyor: “Fiziki olarak varlığınızı devam ettirmeniz yeterli değil çünkü asıl mesele toplumsal olarak hayatlarını devam ettirebilecekler mi? Mesela Türkiye’deki kamplar kapandı, yaklaşık 1000-1200 civarında Ezidi’nin kaldığı bir AFAD kampı var Midyat’ta ancak buralara girişimiz engelleniyor. Sadece bizim de değil aslında Ezidi Vakıflarının da bu kampa dair bilgisi yok. ”

‘Soykırım ve savaşların görülmeyen yüzü: Kadın’

Soykırım ve savaşların bilinmeyen bir yüzü olduğunu dile getiren Nurcan, anlatmaya devam ediyor: “Savaşların bilinmeyen yüzü: Kadınlar. Mesela 90’larda Kürdistan’da yürütülen savaşa baktığımızda kadınların yaşadıklarına dair ne biliyoruz ki? Ya hiçbir şey bilmiyoruz ya da bilinen şeyler çok az. Yani söz konusu kadınlarsa biz her zaman buz dağının görünen yüzünü biliyoruz, diğer yüzü hakkında bilgi sahibi değiliz. Ben mesela o dönem Ezidi kadınlarla konuştuğum zaman en çok duyduğum şeylerden bir tanesi: ‘Ölümün ötesini yaşadık’ cümlesiydi. O zaman şunu düşünmüştüm: 90’ların sonunda eski Yugoslavya’ya gitmiştim, kadınlarla ilgili bir atölye çalışması için. Orada da aynı şeyleri duymuştum. Bosna’dan, Ruanda’ya oradan Kürdistan’a aslında hangi acıya gidersek gidelim bütün kadınlar ölümden ötesini yaşıyor. Nedir kadınlar için ölümden ötesi olan? Aslında biraz bu soruya cevap arayarak belki de BM gibi kurumların bu soruya cevap yaratabilmesi için kurumsal mekanizmaları oluşturmak gerekiyor.”

‘Ezidi kadınlarla ilgili her şey hala çok hassas’

Tamda bu noktada “Ölümden ötesini yaşayan” kadınlar için Zorla Alıkonulan Kadınlar için Mücadele Platformu’nun kurulduğunu belirten platform üyesi Avukat Cemile Turhallı kuruluş amaçlarını şöyle anlattı: “Kadınlar satılıyor ve alıcılar kimler? Köle pazarları nerelerde? gibi soruları yanıtlamak için yola çıktık. Çeşitli insan hakları aktivistleri, avukatlar, sağlıkçılar, siyasetçilerden 10-15 kadar kadın bir araya gelerek platformu kurduk. İlk kurulduğumuz zaman hedeflerimiz şunlardı; mümkün olduğunca kadınların sesini duyurmak, kadınların tanıklıklarını toplamak ve bu tanıklıklar sayesinde ileride Uluslararası Ceza Mahkemesinde bu işi yapanların yargılanması için mücadele etmek. Bir diğer hedefimiz tabii ki kadınlara psikolojik destek sunabilmekti. Sahadaki işlerimizi sessizce, kampanya gibi durumları ise olabildiğince duyurarak yapmaya özen gösteriyoruz. Çünkü Ezidi kadınlarla ilgili her şey hala çok hassas, yaptığınız her şeyde ilk göreviniz onları korumayı dikkate almak.”

Özsavunma ve örgütlülük…

Ezidiler’e dönük saldırılar yaşanırken bu duruma sessiz kalamayarak platform çalışmalarına gönüllü olarak dâhil olan Cemile, “Ezidi katliamı aslında herkesin tanıklığıyla gerçekleşmiş bir soykırım. Platforma dâhil olmadan önce iliklerime kadar bu trajediyi hissediyordum, yaşıyordum” diyor.

Cemile, Ezidi kadınların değişime ilişkin olarak ise “Katliamın ardından özellikle Ezidi kadınlar öz savunmanın gerekliliği üzerinden çokça açıklamalar yaptı. Ezidi Kadın Meclisi kuruldu ve Ezidiler’in yaşadıkları tüm dünyaya duyuruldu. Yani hem öz savunma hem de örgütlenmenin ne derece önemli bir ihtiyaç olduğu gerçeği ortaya çıktı” diye belirtiyor.

Son olarak Nurcan ve Cemile 3 Ağustos’un ‘Kadına Karşı Kırım ve Soykırım Günü’ ilan edilmesini istediklerini ve yapılacak eylemliliklere tüm kadınların katılması gerektiğini vurguluyor.

BİTTİ

Şengal’de fermanın ardından Êzidî kadınların üç yılı (1)

Şengal’de fermanın ardından Êzidî kadınların üç yılı (2)