Sebahat Tuncel’le ‘içeriden’ söyleşi: Krizden çıkış için tek yol yeni bir sistem inşası

Duygu Erol/Sibel Yükler

HABER MERKEZİ – Devletin fabrika ayarlarına dönerek, Kürdistan halkının demokrasi mücadelesi ile kendi kaderini belirleme iradesine, geleneksel imhâ ve asimilasyon politikaları ile karşılık verdiğini ifade eden Sebahat Tuncel, DBP ve HDP’ye yapılan saldırıların da bunun bir parçası olduğunu kaydetti. 16 Nisan’la bir rejim değişikliğine gidildiğine dikkat çeken Sebahat’e göre, Türkiye’nin içine girdiği süreçten tek çıkış yolu çoğulcu, özgürlükçü, demokratik, adil ve barışçıl yeni bir sistemin inşası.

9 Temmuz 2017 tarihinde Ankara’da yapılan 4. Olağan Kongre’de ise, 6 Kasım 2016 tarihinden bu yana Silivri 9 Nolu Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sebahat Tuncel yeniden eş genel başkan seçildi. 8 aydır cezaevinde tutulan Sebahat Tuncel, kendi isteği ile sevk edildiği Kocaeli Kandıra 1 No’lu Cezaevi’nden Gazete Sûjin’in sorularını yanıtladı.

Sebahat’e göre, 16 Nisan’la gidilen rejim değişikliğinden ve Türkiye’nin içine girdiği süreçten çıkış yolu için yapılması gereken ilk iş Kürt halkıyla “eşitlikçi, özgürlükçü bir barışı esas alan yeni bir hukuk oluşturmak.”. Tüm siyasal hareketler ve kesimler için farklılıkları değil, ortaklıkları büyütme zamanı olduğunu işaret eden Sebahat, “Şimdi faşizme karşı durmayacaksak, şimdi haksızlığa, hukuksuzluğa, halk gasplarına, savaş politikalarına karşı durmayacaksak ne zaman duracağız?” diyor.

Yıllardır kadın mücadelesi yürüten Sebahat, erkek-devlet şiddetine de değinerek, 5 bin yıllık erkek egemen sisteme karşı 21. yüzyılın kadın özgürlük mücadelesinin yılı olacağını söylüyor: “Kadın yoldaşını koruyan, panzerin karşısında dimdik duran, devlet şiddetine karşı direnen kadın gerçekliği iktidarın ve erkek egemen sistemin Türkiye temsilcilerini korkutmuştur.”

‘Devlet bir kez daha fabrika ayarlarına döndü’

* Uzun yıllar Kürt siyasetinde yer aldınız, milletvekilliğinin yanı sıra özellikle kadın çalışmaları alanında bulundunuz. Son olarak Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanlığı yaptınız. 4. Olağan Kongre’de yeniden eş genel başkan seçildiniz. DBP siyaseti hakkında nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz?

DBP demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir perspektifle yeni yaşamı örgütlemeye çalışan; örgütlemeye köylerden başlayarak mahalleleri, kentleri, tarlaları, fabrikaları toplumsal yaşamın tüm alanlarına kadar özgürlükçü, eşitlikçi bir yaşamı inşa etmek için mücadele yürütmektedir. DBP mevcut erkek egemen, tekçi, merkeziyetçi sisteme alternatif demokratik toplumu geliştirmek, alternatif bir sistem için mücadele etmektedir ve bu mücadele toplumda karşılık bulmuştur. Demokratik özerk yönetim, demokrasinin yerelden geliştirilmesi, özyönetim önermeleri toplum tarafından benimsenmiştir. Program ve tüzüğü ile topluma sunduğu yeni yaşam, demokratik özerklik projesi ve yerel demokrasinin geliştirilmesi, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü stratejini de toplumla paylaşan DBP, 106 belediyeyi kazanmıştır. 10 büyük bileşeni olan HDP de 6 milyon oy alarak Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olarak parlamentoda yerini almıştır.

Sadece Kürt halkı değil, Türkiye halkları da yeni yaşam çağrısına olumlu cevap vermiştir. Bu durum iktidardakileri korkutmuştur ve devlet bir kez daha fabrika ayarlarına dönmüş, imha ve asimilasyonu esas alan siyasal ve kültürel soykırım politikalarını önünü alan “Çöktürme Planı’nı” devreye koymuştur.

* DBP’ye bağlı onlarca belediyeye kayyım atandı ve kadın eşbaşkanları tutuklandı. Kayyımlar ile beraber DBP’nin birçok kurumu kapatıldı, yüzlerce yöneticisi ve üyesi tutuklandı. Öz yönetim alanlarında ise birçok yönetici ve üyesi katledildi. Kongrede bu saldırılara fazlasıyla değinilmişti. DBP şahsında Kürt siyasetine ve demokratik siyasete ilişkin saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demokratik siyasetimize yönelik saldırılar yeni değil. Biliyorsunuz, özellikle Kürt halkına, Kürt halkının temsilcilerine yönelik baskı politikaları 90’lı yıllardan bugüne uygulanmaktadır. 2013-2015 yılları arasında Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan ile devlet arasında yürütülen diyalog süreci, Dolmabahçe Mutabakatı ile yeni bir döneme, müzakerelere evrileceği sırada iktidar tarafından masa devrilmiş, Saray’da ‘Çöktürme Planı’ için masa kurulmuştur. Kürdistan ve Türkiye halklarının desteğini alan çözüm süreci AKP İktidarı tarafından sonlandırılarak, Kürt karşıtı politikalar devreye konulmuştur.

Bu politikalar sonucunda savaş ve çatışma şehirlere taşınmış; Sur’da, Cizre’de, Silopi, Şırnak, İdil, Yüksekova’da halka karşı savaş politikaları nedeniyle yaşam hakkı ihlal edilmiş, on binlerce insan yaşam alanını terk etmek zorunda kalmış, Cizre’de insanlar diri diri yakılmıştır. AKP’nin, hendek ve barikatları bahane ederek uyguladığı şiddet politikaları sadece Şırnak, Nusaybin, Sur, Yüksekova’da değil Kürt halkının yaşadığı her yerde büyük tepkiyle karşılanmıştır. Devletin uyguladığı bu politikaları eleştirdiği, Kürt halkının hak ve özgürlük mücadelelerini, Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkını savunduğu için partimiz hedef alınmıştır. Binlerce üyemiz, yöneticimiz gözaltına alınıp tutuklanmıştır, belediye eşbaşkanları hukuksuz bir şekilde görevinden uzaklaştırılmış, yerlerine kayyum atanmış, belediye eş başkanlarımız tutuklanmıştır, 4 yöneticimiz güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmiş, DBP fiili olarak kapatılmak istenmiştir.

Devletin Kürt sorununda inkâr, imhâ ve asimilasyon politikaları, iktidarlar değişse de her iktidar döneminde güncelleştirilerek devreye konulmaktadır. DBP’ye, HDP’ye, Kürt halkının bin bir emekle yarattığı kurumlara yönelik baskı ve zulüm politikaları da bunun bir parçasıdır. Kürdistan halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesi, kendi kaderini kendi belirleme mücadelesi ve Türkiye’de Ortadoğu haklarıyla demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi dayanışma içinde yaşama stratejisine, devlet geleneksel imhâ ve asimilasyon politikaları ile karşılık vermektedir.

‘Bir arada yaşam duygusu da giderek zayıflıyor’

* Peki Kürt siyasal hareketi ve demokratik siyaset, bu saldırılara nasıl bir karşılık verdi?

Devletin baskı ve zor politikalarına rağmen Kürt halkı demokratik siyasette ısrar etmiş ve bu ısrar ile çok önemli kazanımlar elde etmiştir. Kürtlerin kurduğu partiler veya kurumlar kapatıldığında, yöneticileri tutuklandığında Kürt halkı yeni parti ve kurumlar açarak demokratik siyaset ve direniş çizgisini esas almıştır ve bu çizgi sadece Kürt halkına değil, demokrasi ve özgürlük talebi olan herkese kazandırmıştır. Kürt Siyasal hareketinin tarihine baktığınızda HEP’den, DBP’ye ve HDP’ye kadar direniş ve demokratik siyasette ısrar eden çizginin kazanımları çok net görülecektir. Her dönem kaybeden, halkımıza baskı ve şiddet uygulayanlar olmuştur. DBP, HDP, DTK, KJA ve daha birçok kurumumuza yönelik baskı politikası karşısında da, kuşkunuz olmasın halkımızın özgürlük ve direniş çizgisi kazanacak. Zalimler, zulüm ve baskı politikalarının sahipleri kaybedecektir.

* Kürt siyasal hareketine yapılan saldırılar karşısında Kürt halkının iradesi ve mücadelesi konusunda neler söylemek istersiniz? İki yıla yakın süren savaşa ve yıkıma maruz kalmalarına rağmen, en son 16 Nisan Referandumu da dahil olmak üzere AKP iktidarına ‘iradelerine sahip çıktıklarını’ belirten bir cevap verdiler. Kürt halkının iradesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Burada asıl hedeflenen Kürt halkının siyasal ve kültürel varlığıdır. Kadın özgürlük çizgisi hedef alınmaktadır. Dikkat edilirse kayyımlar önce kadın kazanımlarını ve Kürtlerin değerlerini, tarihsel birliğini hedef almıştır. Kadın kurumları kapatılmış, Kürt halkının tarihsel, toplumsal hafızasını ifade eden kültürel kurumlar kapatılmış, anıtlar yıkılmış, Kürtçe tabelalar kaldırılmıştır. Kürt halkının varlığı, kültürü, inancı, özgürlük çizgisi ortadan kaldırmak istenmektedir. Bin bir emekle mücadele ile elde edilen kazanımları ortadan kaldırmak hedeflenmektedir. Çöktürme Planı’nın özü siyasal ve kültürel soykırımı gerçekleştirmektir. O nedenle mesele sadece belediye eşbaşkanlarının tutuklanması, belediyelere kayyum atanması değildir. Kürt halkına nefes alacak hiçbir alan bırakılmamaktadır .

Ancak bu politikaların sonuç alması mümkün değildir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi Kürt halkı, Kürt halkının temsilcileri bu şiddet politikaları ile ilk kez karşılaşmıyor. Tarih boyunca kendi varlığını korumak, kimliğini, kültürünü yaratıp yaşatmak için direnen bir halk gerçeği var karşımızda. En son 8 Mart, Newroz ve referandumda Kürdistan halkının ortaya koyduğu duruş; özgürlük ve direniş çizgisinde ısrarı çok net ortaya koymuştur. Kürtler devletin bugüne kadar uyguladığı tüm baskı politikalarına rağmen birlikte yaşamda ısrar etmiş, demokratik siyaset için direnmiştir. Gelinen aşamada bu konuda ısrarcı olmayabilir. Türkiye’yi yönetenlerin bunu düşünmesi gerekir.

Kürtlerin tüm ısrarına rağmen Kürtlere uygulanan inkar, imha ve asimilasyon politikalarına karşı bir arada yaşam duygusunda da giderek zayıflayan bir duygu yaşandığının altını çizmek isterim. En son HDP eş genel başkanları, milletvekillerine yönelik rehin alma siyaseti bu duyguyu daha da derinleştirmiştir. Kürtler çaresiz değildir, kendi geleceklerini belirleme ve özgürlüğünü sağlama konusunda önemli deneyimler elde etmişlerdir.

‘Farklılıklarımızı değil, ortaklıklarımızı büyütme zamanı’

* DBP’nin 4. Olağan Kongresi’ne gönderdiğiniz mektuptaki değerlendirmelerde yeni eğitim çalışmalarından bahsederken, özellikle demokratik özerkliğin altını çizdiniz. Mesajınızda, “Ortadoğu halklarının geleceğine yönelik tek gerçekçi ve sürdürülebilir çözüm, ‘Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu’ çözümüdür” dediniz. DBP bundan sonra buna yönelik ne çalışmalar yapacak?

Ortadoğu’da yaşanan kaotik süreçten çıkışın tek yolu demokrasinin inşa edilmesidir. Demokrasilerde, farklı kimliklerin, kültürlerin, inançların kendisini özgürce ifade edebileceği, yönetimlere katılabileceği, kendilerini örgütleyebileceği alanların yaratılması tek gerçekçi seçenektir. Ancak yaşadığımız süreç ne yazık ki tam tersi ilerlemektedir, 16 Nisan’la birlikte gerçekleşen rejim değişikliği bunun en net göstergesidir. Tam bu değerlendirmeler ışığında Türkiye’nin içine girdiği krizli ve kaotik süreçten çıkışın tek yolu çoğulcu, özgürlükçü, demokratik, adil ve barışçıl bir sistemin inşasıdır. Bunun için yapılması gereken ilk iş ise Kürt halkıyla eşitlikçi, özgürlükçü bir barışı esas alan yeni bir hukuk oluşturmaktır. Demokrasi güçlerinin inisiyatif alarak 16 Nisan’da ‘Hayır’ diyen yüzde 49’un özlemini duyduğu demokratik bir sistem için öncülük edebilecek bir mekanizma, ancak dayanışmayı büyütmek yan yana durmak ile mümkün olacaktır.

Kürt Hareketi, sosyalist hareket, kadın ve gençlik hareketleri, Alevi hareketi, Antikapitalist Müslümanlar, işçi sınıfı, ekoloji hareketinin yan yana gelme zamanı gelmiştir. Farklılıklarımızı değil, ortaklıklarımızı büyütme zamanıdır. Şimdi faşizme karşı durmayacaksak, şimdi haksızlığa, hukuksuzluğa, halk gasplarına, savaş politikalarına karşı durmayacaksak ne zaman duracağız… Anı yakalamak, anın gereklerini yerine getirmek bizlere kazandıracaktır.

* Yine mektubunuzda DBP’ye yönelik devlet şiddetinin ana nedenlerinden biri için ‘kadın özgürlük çizgimizdir’ demiştiniz. DBP hiç kuşkusuz bir kadın partisi. Partinizin bundan sonraki kadın çalışmaları ne yönde ilerleyecek?

Demokratik Bölgeler Partisi olarak kadın özgürlük çizgisini örgütlemek, toplumsal değişim sağlamak için köylerde, mahallelerde, kentlerde kadın özgürlüğü esas alan politikaları halkla buluşturmak, kadınları örgütlemek bizim temel görevimiz. Bu nedenle kadınların örgütlenmesi ve eğitilmesinde, kadın kadroların yetişmesinde, kadın özgürlüğü perspektifinin işlenmesinde, meclislerde, denetimlerde yer alan kadınların ve erkeklerin bu perspektifle kendisini donatmasını sağlamak temel görev ve sorumluluğumuz. Demokratik özerk yönetim yerel demokrasinin gelişmesini, toplumsal yaşamın tüm alanlarında kadınların yer almasını sağlamak ve kadın özgürlük çizgisini örgütlemek DBP Kadın Meclisi’nin temel görevi olacaktır.

Aynı zamanda Türkiye, Ortadoğu ve dünya kadın hareketleriyle dayanışma içinde olmak, kadınların yaşadığı sorunlara çözüm bulmak ve kadına karşı her türlü ayrımcı, cinsiyetçi politikalara karşı durmak, kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadele etmek, kadının öz savunma hakkını savunarak şiddetsiz, özgür, barış içinde güvenli bir toplum inşası için bir daha mücadele edeceğiz.

‘Siyasi iktidar, özgür kadın çizgisinden korkmaktadır’

* 2001-2004 yılları arasında Batı’dan kadınlar otobüslerle Kürdistan’a geliyordu, paneller düzenliyor ve buluşmalar gerçekleştiriyordu. Kürt kadınların çalışmalarından birçok örnek oluşturuyorlardı. Şimdi bakınca Kürt kadın hareketi hangi düzeye geldi, dünya kadınlarına nasıl öncülük etti, şimdi neden sistemin bu kadar hedefi halinde?

Kürt kadın hareketi, dünya kadın hareketlerinin deneyimlerini kendi deneyimi olarak ele almış ve bu deneyimlere yeni deneyimler katmıştır. Kadınların toplumsal yaşamda daha görünür olması için mücadele ederken, eşbaşkanlık sistemi ile kamu kurumlarında ve siyasi partilerde özgün, özerk örgütlenme ve eşit temsil ile karar ve uygulama mekanizmalarında kadınların var olmasını sağlayan Kürt kadın hareketi, toplumsal değişim dönüşümde de önemli kazanımlar elde etmiştir.

Kadına karşı her türlü şiddete karşı mücadele, kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların yaşamın her alanında var olması için verilen mücadele, Türkiye kadın hareketi ve dünya kadın hareketleriyle kadınlar için verilen ortak mücadele, erkek egemen sisteme karşı dayanışmayı büyütmek için karşılıklı deneyim paylaşımını beraberinde getirmiştir.

‘Kadınlar özgür olmadan, toplum özgür olmaz’ ilkesinin gereği olarak özgür kadın kimliği için mücadele eden Kürt Kadın Hareketi, siyasetin eril dilinin değişmesi, hizmet alanında kadınlara özel politikalar geliştirilmesi, kadınların siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda var olma mücadelelerinde önemli kazanımlar elde etmiştir. Jineoloji tartışmaları ile kadın mücadelesine yeni bir soluk kazandırarak kadın kırımına, kadına karşı her türlü şiddet politikasına karşı yürütülen kampanyalarla erkek egemen sistemi zorlamıştır.

* Siz de bahsettiniz, kayyımlar ile beraber DBP’nin kadın merkezleri kapatıldı, kadın politikaları ve merkezlerine erkekler atandı. Hükümet, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ başta olmak üzere özellikle kadın siyasetçileri hedef alıyor. Kadın siyasetine dönük saldırıları ve hedef almaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demokratik siyaset alanına yapılan saldırılarda esas hedef alınan kadın özgürlük çizgimizdir. Kadın belediye eşbaşkanları, kadın milletvekilleri, kadın siyasetçilere yönelik gözaltı tutuklama politikası esasında ideolojiktir. Kürt kadın hareketinden kadınların 2007’de parlamentoda yer alması ile birlikte kadın siyasetçiler görünür olmaya başlamış, yerel yönetimlerde eş başkanlık sistemi ve kadınlara özel politikaların geliştirilmesi ile Dünya kadın hareketi, Kürt kadın hareketini dikkatle izlemeyerek ortak projeler geliştirmeye başlamıştır.

İşte Kürt kadınların, hem kadınların hayatında hem toplumsal değişim dönüşümde oynadıkları öncül rol, erkek egemen sistemin temsilcisi olan AKP iktidarını rahatsız etmiş, AKP önce kadın kazanımlarını hedef almıştır. KJA kapatılarak kadın hareketinin örgütlenmesi engellenmeye çalışılmıştır. AKP’nin öncülük ettiği erkek egemen sisteme hizmet eden, kadın-erkek eşitliğine inanmayan, kadın özgürlüğünü erkeğin insafına bırakan, kadını sadece eş olma ve annelik üzerinden ele alan siyasi iktidar, özgür kadın çizgisinden korkmaktadır.

‘Rojava’daki özgür kadın çizgisi, dünya kadınlarına moral oldu’

* Tam da bahsettiğiniz gibi, 15 Temmuz’dan sonra toplumsal şiddette büyük bir artış yaşandı. Erkek-devlet şiddeti ise bu toplumsal şiddet içinde övülerek yüceltildi. Bu durum, erkek-devlet şiddetinin hem daha çok artmasına hem de karakter değiştirmesine neden oldu. Yıllardır kadın mücadelesi veren bir siyasetçi olarak, hem savaş hem de OHAL döneminde artan erkek-devlet şiddetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP iktidarının savaş politikalarından, cinsiyetçi, milliyetçi, dinci, militarist politikalarından en çok kadınlar etkilenmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi ile birlikte uygulanan OHAL’den de kadınların olumsuz etkilendiğine, kadınların kendilerini güvende hissetmediğine, sokakların, yaşam alanlarının kadına kapatıldığına ve kadınların evlerde hapis hayatı yaşamaya mahkum edildiğine tanıklık ediyoruz.

Kadın özgürlük mücadelesi yürütenler, kadın mücadelesini iki temel noktada ele almışlardır. Birincisi, kadınların kadın kimliğinden kaynaklı yaşanan cinsiyetçi politikaların ortaya çıkardığı şiddet, yoksulluk ve ayrımcılık; diğer konu ise barış olmuştur. Savaş dönemlerinden en çok kadınlar etkilenmektedir. Kadın bedeni savaş alanı olarak görülmekte, savaş çatışma dönemlerinde kadınlara yönelik şiddet, cinsel istismar, taciz ve tecavüz artmaktadır.

Son 4 buçuk yıldır Ortadoğu’da yaşanan savaş gerçeğinde Şengal, Musul ve Suriye’de bunun çok acı deneyimlerine tanıklık ettik. Türkiye’de yaşanan siyasal ortam ne yazık ki kadınlar ve çocuklar için güvenli alanlar sunmamaktadır. Ancak buna karşı özgür kadın çizgisinde ısrar edenlerin olduğunu bilmek, kadınlar açısından bir umut yaratmaktadır. Rojava’da deneyimlediğimiz özgür kadın çizgisi, bütün dünya kadın hareketine büyük moral ve coşku vermiştir, vermektedir.

‘21. yüzyıl kadın özgürlük mücadelesinin yılı olacak’

* Bu şiddetin örneklerinden biri de sizin gözaltına alınış anınızdı. Polisler tarafından gözaltına alındığınız sırada çekilen o fotoğraf, Besime Konca’nın zırhı aracın önündeki duruşu, Feleknas Uca’ın polise karşı kadınlara kalkan olması… Erkek-devlet şiddetinin bu denli yükseldiği günlerde, kadın iradesinin o fotoğrafları neyi anlatıyordu? Tarihe nasıl bir miras bırakacak?

Türkiye’de de devletin şiddet politikalarına karşı Kürt kadının direnişini görmekteyiz. En son Amed Belediye Eşbaşkanlarının tutuklanması sırasında kadın milletvekillerinin, kadın siyasetçilerinin objektiflere yansıyan direniş kareleri tüm topluma büyük moral vermiştir. Kadın yoldaşını koruyan, panzerin karşısında dimdik duran, devlet şiddetine karşı direnen kadın gerçekliği iktidarın ve erkek egemen sistemin Türkiye temsilcilerini korkutmuştur. KJA’ya yönelik baskı ve saldırılar bundan bağımsız değildir.

Kürt siyasal hareketinin en önemli özelliği kadın özgürlük çizgisidir. Kadın özgürlük çizgisini uygulanması için kadın hareketi üyesi, milletvekili, belediye eşbaşkanları ve kadın yöneticiler özgür kadın çizgisini her platformda temsil etmeye çalışmış ve kadınların özgürlüğü için verilen mücadelede kadınlar için, toplum için çok önemli kazanımlar sağlamıştır. Devletin uyguladığı tüm baskılara rağmen bu kazanımları korumak bizim en temel sorumluluğumuzdur. 21. yüzyıl kadın özgürlük mücadelesinin yılı olacaktır. 5 bin yıllık erkek egemen sistemin tüm alışkanlıklarından, düşünce kalıplarından özgür kadın mücadelesini yürüterek kurtulabiliriz, ki bu konuda alınan mesafeyi küçümsememek gerekir.