Kurban ve öldürme kültürü: Makam aracı için hayvan katletme

“İnsanları, hayvanları ve doğayı yok etmeyi, mülkleştirmeyi, köleleştirmeyi ve öldürmeyi bir yaşam tarzı haline getiren ataerkil toplum, öldürmeyi ve sömürmeyi bir başka normla meşrulaştırıyor: Kurban etme.”

Sibel Yükler

Önceki gün geçen bir haber: “Kozlu Belediye Başkanı Kerim Yılmaz, yeni aldığı makam aracı için kestirdiği, üzerinde aracın plakası yazılı kurbanın etiyle aşçıya etli pilav yaptırıp belediye personeline dağıttı. Başkan Yılmaz’ın, kurbanlık hayvanın yanında kasap ile birlikte çektirdiği fotoğraf, belediyenin sosyal medya hesabında paylaşıldı.”

Gazete Şûjin ise bu haberi şöyle okuyor:

“Kozlu Belediye Başkanı Kerim Yılmaz, 2011 model aracın yerine aldığı piyasa değeri yaklaşık 530 bin TL olan makam aracı için dün belediye garajında hayvan katlettirdi. Katliam öncesi koçun üzerine, sömürünün bir başka boyutu olarak kırmızı boya ile makam aracının plakası yazılırken, Kerim’in, koçun yanında kasap ile birlikte çektirdiği fotoğraf ise belediyenin sosyal medya hesabında paylaşıldı. Katledilen hayvanın parçalara ayrılmış bedeni, personele dağıtıldı.”

Erk’in tahakkümü

İnsanın eril tahakkümü. Bir canlının başka bir canlıyı, tuzak ve komplo ile öldürmesi ya da esir alması… İnsanın insana, hayvana, doğaya, kendi cinsine, karşı cinsine, kimliğe, inanca, cinsiyet kimliği ve/veya cinsel yönelime karşı buyurgan erk’liği, hegemonik tahakküm biçimi.

Tüm bunlar, insanlığın öldürmeyi ve avcılığı artık bir kültür haline getirdiği noktada başlıyor. Avcılığın erkeklikle özdeşleştiği o ilk zamanlar: Kurnaz adamlık. Erkek egemenliğinin, avla, güçle, iktidarla pekiştiği çağlar. O çağlardan bu çağlara, tahakkümün aldığı yol bugün -‘kültür’ tartışmaları hala sürse de- talan kültürü, avcılık kültürü, öldürme kültürü, tecavüz kültürü hatta linç kültürü olarak gösteriyor kendini. Talan dediğimiz, tam da hepsinin içindeki ele geçirme, yok etme, buyruğu altına alma, hakim olma, sömürme, öldürme, köleleştirme, mülkleştirme ve asimile etme üzerine kurulu bir erk egemen sistem yapısı. Hatta, belki de sistemin tâ kendisi.

İnsanları, hayvanları ve doğayı yok etmeyi, mülkleştirmeyi, köleleştirmeyi ve öldürmeyi bir yaşam tarzı haline getiren ataerkil toplum, öldürmeyi ve sömürmeyi bir başka normla meşrulaştırıyor: Kurban etme.

Tanrılar kurban istiyor

Dinsel bir buyruğu, bir adağı yerine getirme veya günahlardan temizlenme inanışı için hayvanları katlederek ‘kurban’ etme, tarihin çok eski çağlarından itibaren uygulanıyor. Antik Yunan’da ölen kişinin eşyalarının yanı sıra eşi veya köleleri de kurban edilerek birlikte gömülürken, kurban edilen hayvanlar özellikle dişi hayvanlardan seçiliyordu. ‘Masumiyet’in Tanrılara (Erkek buyurgana) sunumu öncelik taşıyor, bu nedenle başta kadınlar ve çocuklar kurban ediliyor ve bunların çoğu bakireler arasından seçiliyordu.

Kurban, sözlük içinde çok çeşitli anlamlara geliyor. Uğruna ölünen ya da zarara girilen durum “kurbanı olmak” ile açıklanırken, ‘suçsuz yere’ ölmek veya zarar uğramak ise “kurban gitmek” ile açıklanıyor. Kendi çıkarı uğruna birini, birilerini veya bir şeyi feda etmek “kurban etmek” ile tanımlanırken, tekil ya da çoğul anlamlarda ölümler, felaketler veya katliamlarda hayatını kaybedenler ise yine “kurban vermek” ile anlatılıyor.

Cansız bir nesne için bir canlıyı ‘kurban etmek’

Öldüren kişinin amacı fark etmeksizin bir kişiyi veya hayvanı öldürmesi, “kurban etmek”, “kurbanı olmak” veya “kurban gitmek” anlamlarıyla, öldürme kültürünün normalleşmesine ve öldürülenin nesneleşmesine neden oluyor.

Haberin kendisini başka boyuttan izleyecek olursak, cansız bir nesne için bir canlıyı katleden kültürden bahsetmek gerekiyor. Kimisi buna adak dese de toplumsal yapılar içinde yeni bir mülk için bir hayvanı kurban etmek kabul görmüş bir gelenek.

Dünyayı mülkü altına almış insansoyu, bugün yalnızca cansız nesneleri değil aynı şekilde doğayı ve hayvanları da mülkiyetine almış bulunuyor. Çünkü birey ve irade tanımı yok. Toprağı, doğayı, suyu illa para vererek değil, üstünde yaşayarak da satın aldığını düşünen insan, hakim olduğu yaşamı istediği gibi dizayn ediyor, talan ediyor, işgal altına alıyor ve her biçimde yok ediyor.

Yine insansoyunun aynı şekilde hakimiyeti altına aldığı hayvanlar da, yaşam hakları, barınma hakları, bedensel/zihinsel/cinsel dokunulmazlık hakları ve iradeleri ellerinden alınarak sömürülüyor ve/veya katlediliyor.

Dişilliğin ve etin cinsel nesneleştirmesi

Peki erk’in canlı sömürüsü hangi boyutlarda gerçekleşiyordu? Bir örnekle: Bu haberde ‘kurban edilen’ koç olsa da, tarih boyunca tanrılara çoğunlukla dişileri, bakireleri ve kadınları kurban eden erk insan, yaşam içinde hayvanın da dişisini sömürmeye devam ediyor. Sütünden ve etinden sömürülen dişi hayvanlar, mezbahalarda parçalara ayrıldıktan sonra reklam panolarında dişilikleriyle cinsel nesne haline getiriliyor.

Kadınların “Erkek şiddeti mezbahalarda yükseliyor” diye hazırladığı bir pankart vardı.

Feminist vejetaryen kuramcı Carol J. Adams, “Etin Cinsel Politikası” isimli kitabında bu durumu “erkek iktidarının her öğünde yeniden ilan edilmesi” olarak açıklıyor.

Etin cinsel bir politikası olabilir mi? İnsan dişiliği ile hayvan dişiliği arasında bir arzu ilişkisi var mıdır? Şöyle bakabiliriz: Bir tavuk etinde tercih edilen, arzulanan, dişi dolduran, damağı kamaştıran bölgeler başta but, göğüs ve kanatlar oluyor. İnsan dişiliği ile kıyasladığımızda bunu kalça ve memeler karşılıyor.

İki canlıya da erişme, elde etme, arzulama, yeme ve dokunma üzerine kurulu bir ilişkiden söz ediliyor. Kadının bedenine nesneleştirerek erişmek ve onu bir cinsel nesne olarak görmek ile tavuğun dişisini yerken haz almak, bölgesel keyif sürmek, hatta bunun satışının yapıldığı mekânlarda subliminal cinsellik mesajlarına kodlanmak buna açıklık getiriyor. Ünlü burger şirketlerinden KFC’nin “#ençokneremiseviyorsun’ hastagli reklam çalışmasında “Göğüslerimiz mi, kalçalarımız mı?” yazılı göğüs ve but görselleri paylaşılmıştı. Erkeklerin kadınların bedenlerinden cinsellik amaçlı bahsederken kullandıkları “nefis” tanımı, aynı reklamda tavuk bedenlerine kullanılmıştı: Nefis.

Cins kırımı ve erkeklik

Tüm bu bahsettiklerimiz aslında bir cins kırımı. Cins kırımı, egemen olan cinsin alt gördüğü diğer cins ya da türe bilinçli, politik ve sistemli olarak düşmanlık duyması, şiddete ve/veya katliama uğratması anlamına geliyor. Sistemin güçlendirdiği, desteklediği ve tahakküm alanı yarattığı cinsin; ezmeye ve tahakküm altına almaya çalıştığı diğer cinsleri sistematik olarak maruz bıraktığı her türlü şiddet veya katliam, bir cins kırımı olarak görülüyor.

Erkekliğin doğuşu ve savaş mekanizması

Bu noktada öldürmenin, etin ve sömürünün erkeklikle ve savaşla olan diyalektiğinden söz etmek gerek. Öldürmenin ve avcılığın kültür haline getirildiği topluluklar için bir kitapta şöyle açıklanıyor: “…artık savaş makinesini geliştirmek için her türlü alet ve kurumsal düzeni geliştirmeyi esas alacaktır. Devlet en temel güç kurumu olarak hazırlanırken, savaş okları, mızrakları ve baltaları en değerli araçlar olarak icat edilip geliştirilecektir.”**

Carol J. Adams ise “Etin Cinsel Politikası” isimli kitabından atıfla diyalektikte erkeklik ve şiddet ilişkisini şöyle açıklıyor: “Etin kudretin tek kaynağı olduğuna inandırılan çocuk, kan dökmeden hayatta kalınamayacağını farz eder ve kim elinde satır belinde silah ortalarda geziniyorsa onu üstün cins saymaya başlar. Erkek egemenlik, et ve savaşlar olmasa zor ayakta kalırdı.”

İnsan türünün kırılmayan sömürü şevki

Bitirirken… Makam aracı için hayvan katleden ve kasapla arasına alarak fotoğraf çektiren Kozlu Belediye Başkanı Kerim Yılmaz, hayvanın üzerine aracın plakasının kasap tarafından yazıldığını söylüyor ve “Ben yazdırmadım. Bana söyledi, hoşgörü ile karşıladım. Ne art niyet var, ne kötü niyet. İnsanların bu şekilde dedikodu yapması beni çok üzdü. Ama şevkim kırıldı mı? Kırılmadı. Ben şevkim kırılmadan devam ediyorum” diyor.

Erk’in, sömürdüğüne karşı bitmeyen hoşgörüsü ve kırılmayan sömürü şevki… Yukarıdaki yazarın sözüyle noktalarsak eğer:

“Günümüzün parolası doğaya hâkim olmak, kaynaklarını acımasızca ele geçirmek ve sömürmektir. Doğanın vahşetinden bahsedilir. Bu kesinlikle doğru değildir. Kendi cinsine, türüne karşı vahşileşen insanın doğaya karşı da en tehlikeli vahşi konumuna düştüğü yaşanılan çevre sorunlarından bellidir. Hiçbir tür insan kadar bitki ve hayvan türlerini yok etmemiştir.”**

Makam aracı için koç katledilmesine dair habere buradan ulaşabilirsiniz.

** KAPİTALİST MODERNİTENİN AŞILMA SORUNLARI VE DEMOKRATİK MODERNİTE