Kadını tecrit etmenin binbir yolu*

İktidar partisi, Nüfus Hizmetleri Kanunu ve Mağdur Hakları yasa tasarısı değişiklikleriyle kadınların kazanımlarını bir kez daha tırpanlamanın peşinde.

Mehveş Evin

AKP iktidarının en sevdiği taktik şu: Yasa değişikliklerini kendi başına belirliyor, gündeme getiriyor, kamuoyundan kuvvetli tepki gelince biraz geri çekilip bekliyor. Sonra aynı yemeği yeniden ısıtıp, malzemesini biraz değiştirerek, tekrar gündeme getiriyor…

Sözkonusu değişiklikler, çevre korumadan kadın haklarına, kültürel varlıklardan eğitime pek çok alanda dayatılıyor. Anayasa’ya, uluslararası sözleşmelere aykırı olmasına rağmen. Yeni rejim, böyle inşa ediliyor. Türkiye, hızla hukuk devletinden, demokrasi ve özgürlüklerden uzaklaşıyor.

Anlamadıkları şu: Bu oyunun kazananı yok. Kaybeden, koca bir toplum.

İktidar partisi, Nüfus Hizmetleri Kanunu ve Mağdur Hakları yasa tasarısı değişiklikleriyle kadınların kazanımlarını bir kez daha tırpanlamanın peşinde.

Kadın örgütleri ve muhalif siyasetçiler boşuna haykırmıyor. Zira peş peşe gündeme getirilen değişiklikler, daha evvelki hamlelerle birleşince kadın haklarında gerilemeye ve laiklik ilkesinin çiğnenmesine yönelik sistematik bir plana işaret ediyor.

Bu plan, erkeğin kadına tahakküm planıdır. Dinle, inançla ilgisi yoktur.

Peki neler var bu tasarılarda? Özetle, dini nikaha ve küçük yaşta evliliklere yol veriliyor. Şiddet vakalarının üstünün örtülmesi ve evliliklerin boşanmayla sonuçlanmaması için kadının kolu, kanadı kırılıyor. Zaten toplumsal cinsiyet eşitliğinin tesisinde devasa sorunlarla boğuşurken, sorunu daha da derinleştiriyor.

Hatırlayalım: 2015’te Anayasa Mahkemesi imam nikahı kıymak için resmi nikah şartını kaldırdı.

2016 Mayıs’ında açıklanan ve büyük tepkilere neden olan ‘Boşanma Komisyonu Raporu’nda kısaca şunlar vardı:

– Çocukların tecavüzcülerle evlendirilmesinin önünü açmak,

– Şiddete maruz kalan kadınlar için hayati önem taşıyan koruma kararlarını alma olanağını mesai saatleri ile sınırlamak ve delil şartı getirmek,

– Erkeklerin mağdur olduğu gerekçesiyle kadınlara verilen nafakaları süreye bağlamak,

– Kadınların yıllardır mücadele ederek kazandığı birçok hakkı gasp etmek…

Rapor, büyük tepki toplayınca popüler deyimle ‘buzdolabına’ kaldırıldı. Ve şimdi, farklı yasa ve uygulamalarla adım adım dayatılıyor.

Müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesi, bunlardan yalnızca biri..

Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ’a göre, ‘laikliğin gereği’ymiş! Oysa bu yetkilendirme, açıkça Anayasa’ya ve kadın haklarının en önemli belgesi sayılan İstanbul sözleşmesine aykırı.

Bir başka değişiklik, doğumların sağlık kurumlarında sözlü beyanla kayıt altına alınacak olması.

İyi de kimin çocuğu, kimin nüfusuna kayıt edilecek? Bu da resmi nikahın yapılmaması ve çoklu evlilik için yol açmak demek.

Avukat Selin Nakıpoğlu’na göre ‘Mağdur Hakları’ yasa tasarısına ‘çocukların alımı’ maddesinin konması, başlı başına bir sorun. Dikkatinizi çekerim, burada ‘mağdur’ olan kadın değil, erkek! Öngörülen değişiklik, velayetin anneden alınıp babaya verilmesini kolaylaştıracak.

Ayrıca şiddet vakalarında kadın ve çocukların güvenliği en önemli meseleyken, kişisel verilerin kurumlararası paylaşımı da büyük bir tehlike.

HDP İstanbul milletvekili Hüda Kaya ise “İlahiyat danışmanlarının aile danışmanı olarak görevlendirilecek olması, kadınların boşanmalarını engellemek için uydurulmuş, korkunç bir uygulama… Virüslü dincilik bu. Kuran’ın İslam’ı değil!” diyor. Haksız mı?

*Bu yazı ilk olarak Artı Gerçek‘te yayınlanmıştır.