İz bırakmak ancak Deniz’e yakışırdı…

Rojda Oğuz

İSTANBUL – Adı gibi denizin mavisine hasret Deniz Fırat ‘ın katledilişinin 3.yıldönümünde, miras bıraktığı ‘hakikati kaydetme’ mücadelesi kadın gazetecilerin yaşamının tamamına yayıldı. Hakikatin peşinden giderken yaşamını yitirdiği topraklara gidiş öyküsüyle kadına biçilen ‘kaderi’ yıkan Deniz, özlemini çektiği denizlere anısını bıraktı. Deniz, “Bu koylarda onların sesini arıyorum, Bêritan’ın yolundan gidenleri… Ben ve diğer kadınlar bize yazılan alın yazısını beğenmediğimiz için yüreğimizdeki aşk ile bu koylarda kaldık” demişti.

Bir meşaledir kadın özgürlük mücadelesinin özneleri olan kadınlar. Zaman, bir bütünen dünyaya kafa tutanların hikâyelerini, kendilerinden sonraki kuşaklara aktarımda sadece biz nesne… Karanlığa kapatılmak istenen var oluş mücadeleleri de zamanın içinde kaybolmaya asla izin vermeyen yüzlerin, ellerin ve gözlerin şahidi. Erk zihniyetin öğrettiği soyun babadan, kaderin anneden türediği anlayışın yoğun yaşandığı topraklarda bir sancıdır kadın. Sancıların içinden yaşam üreten kadınlar, uğrunda gözünü bile kırpmadan cesaretle kavgaya atılanlar oldu. Tüm dünyanın gözleri önünde kadın devrimine bir veba gibi bulaştırılmaya çalışılan DAİŞ çetelerinin, tam da ölümü bile önemsemeyen, yaşamı kutsayan kadınların bulunduğu topraklara sürülmesi elbette tesadüf değildi. Çeteler, 3 Ağustos 2014’de Şengal’e saldırarak burada katliam gerçekleştirmek istedi. DAİŞ, Maxmur Kasabası’na saldırmış ve orada yaşananları anlatan birkaç gazeteci sayesinde tüm dünya neler yaşandığını duyurmuştu.

Deniz Fırat, gerçekleri dünyaya aktarmak isteyen gazetecilerden biriydi. 8 Ağustos günü yine fotoğraf makinesini, kalemini yanına alan Deniz (Methiye Yıldıztan) çetelerin saldırılarında haber takip ederken havan topu parçasının isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi. Arkasında Gurbetelli Ersöz’den, Ayfer Serçe’den devraldığı büyük mirası bıraktı kadın gazetecilere. Deniz, bedeninde taşıdığı mavi rengiyle kadınlara deniz, mücadele, yaşam meşalesini devretti.

Kardeşleriyle mücadelesini sürdürüyor

Deniz, 1984 yılında Van’ın Çaldıran ilçesine bağlı Xecê Xatûn köyünde dünyaya gözlerini açtı. Ailesi devlet baskısından dolayı Güney Kürdistan’a göç etmek zorunda kalan Deniz’in ablası olan Binevş Reşid yönünü dağlara verir. Ardından Deniz ve küçük kız kardeşi Sarya Reşo, 15 Ağustos 1992 yılında PKK saflarına katılır. 1999’da ise Binevş Sarya isimli diğer kardeş PKK’ye katılır. 4 kardeş bir daha hiç fiziken bir araya gelemeseler de aynı fikirde ve aynı mücadelede bir araya geldiler. Binevş Reşîd, hepsinden önce ölümsüzler kervanına katılır. Binevş’in ardından kız kardeşi Sarya Reşo, 8 Ağustos 1999’da Metina’da hayatını kaybeder. Bu da Deniz’e çok ağır gelmişti.

Tarihin tanığı ve sesi oldu

Deniz, yüreği özlem dolu bir şekilde kardeşlerinin yolunda ilerler. Yıllarca özgür basında çalışma yürütür. Tarihin canlı tanığı ve sesi oldur. Elinde kamera ve fotoğraf makinesiyle her yerde yaşamın anlamını görüntüler. Deniz, kardeşi Sarya ile aynı günde 8 Ağustos’ta yaşamını yitirir.

Denizin mavisine aşık Deniz…

Maviye aşık bir kadın olan Deniz’in, mavi sevgisi elbette adı gibi deniz sevgisinden geliyordu. Van Gölü’ne olan hasreti gölün maviliğini kutsadı ve Van Gölü ilk defa Deniz’in yaşamını yitirmesiyle bu kadar anlam buldu. Çünkü Deniz, Van’a hasretti, çünkü Deniz, yaşama, özgürlüğe hasretti. Deniz’i onu tanıyanların ve yaşamını yitirdikten sonra tanımak için yaşadığı topraklara giden kadınların gözünden yazmak istedik. “Deniz’in hayatı çok zordu” ile başlayan cümlelerin ardından Deniz’i anlatanlar mücadele duygusundan asla vazgeçmediğini sözlerine eklemeden edemiyor.

‘Yaşamın kutsal olduğunu Deniz’in bıraktığı izlerle öğrendim’

Ömrü kamplarda geçen Deniz’in okuma ve yazmaya olan ilgisi diğer her şeyin başında gelmişti. Kendi imkânlarıyla hem Kürtçe hem de Türkçe okuma yazma öğrenen Deniz, kamerasına adeta sarılan, teknik bilgi öğrenme, öğretme çabası ile gazeteciliğe bambaşka bir yön verir. Çünkü Deniz, kadınların yaşamın her yerinde en iyi şekilde yer almasını düşler. Denizle bir süre çalışma fırsatı bulan katledilmesinin ardındansa Maxmur’a giden fakat yasal kaygılardan kaynaklı isimlerinin geçmesini istemeyen kadınlar, “Deniz, en son çocuklarla ilgili bir haber yapmış ancak yayınlayamadan yaşamını yitirdi. Onun denizi göremeyecek olması, zorlaştıran koşullar içinde Deniz’in yapmaya ve düşlemeye cesaret ettiği şey bizim için gerçekten çok ilham verici oldu. Yaşamın kutsal olduğunu onun ardından gittiğimiz topraklarda, onun izlerinden öğrendik” sözleriyle anlatıyor.

“Deniz, hakikate dair hayatı değiştirmek ve hakikate dair bir not düşmek istedi” diyen kadınlar, Deniz’i bu sözlerle anlatırken, gülümseyerek anımsıyorlar. Yediden yetmişe herkesin Deniz’le komik bir anısı olurken, ardından kocaman bir gülümseme bırakan Deniz, en çok da çocuklara dokunmuştu.

Nujiyan ve Deniz birbirlerine yazdıkları notlarla yoldaşlığı büyüttü

KDP’nin Şengal’in Xanesor kasabasına yönelik saldırısında ağır yaralandıktan bir süre sonra yaşamını yitiren gazeteci Nujiyan Erhan (Tuğba Akyılmaz), Deniz’in eğitim verdiği kadınlardan. Meşaleyi devraldıktan sonra diğer gazeteci kadınlara bırakan Nujiyan ile Deniz ‘in çocuklukları beraber geçti. Öyle ki birbirlerine mektup yazmak yerine bir deftere sırası ile yazılar yazmışlardı. Olur da birinden biri boşlukta hissederse kendisini açıp okusun diye…

‘İz bırakmak cesaret ister’

Deniz tanıma fırsatı bulan kadınlar “Deniz’den kadınlara ne kaldı?” diye sorulduğunda ise şöyle diyor: “Bunu yazmak için birkaç cümle eksik kalır ve anlam da bulamayacaktır. Ancak Deniz bize; kendi tarihimizi, bugünümüz ve geleceğimizin kaydını tutmayı, hakikat kaydını tutarken hiçbir şeyden korkmamayı öğretti. Özgün bir kadın arşivi bırakmak gerektiği gibi bir miras kaldı. İz bırakmak cesaret isteyen bir şey. Deniz bunu başardı. Bunu yapmaya dair ilham bıraktı Deniz…”