‘Bu kalabalığa güç yetmez’

“Tarihi öldürmek, halkları öldürmenin en kuvvetli yoludur.”

Mine Metin

Uygarlık öncesi komünal toplumlar, tarihte kadınlar ve kadınların eşitlikçi toplum için büyük kazanımları, etnik değerler, direnişler, toplum değerlerinin hakikatleri, biz insanları içeren doğanın, başta kadınlardan, hepimizden, canlılıktan koparılmazlığı…

Bütün bunların unutturulması, egemenlerin davranışlarında yatan en önemli gayedir. Çünkü toplumsal hakikati yakmak demek, yeni “hakikatleri” kurmak demektir. Unutturmak tek başına yetmese de unutmak,bugünü ve geleceği teslim etmek demektir; şiddetin, baskının, zulmün gerçekliğini ve öfkesini küçücük bir ana sığdırmak demektir.

Unutmak, Ceylan’ın gözlerini, Yahya Menekşe’nin heyecanını, Taybet İnan’ın dokunup düştüğü yeri unutmak demektir… Unutmak, “ben boynumu çoktan eğdim” demektir.

Başı dik olanlardan korkanlar, her yeni gün bir önceki gün unutturmak istiyor.

Tarihin mirası Hasankeyf’e büyük zarar veriliyor, Sur yıkılıyor…

Sur yıkılıyor!

Sur’da yerinden yurdundan edilen insanlar Sur’u unutmayacak ama Sur’un tarihi yıkıldıkça, Sur’u, direnişleri, yarın birileri çıkıp ancak sesini duyurabildiğine anlatacak. Suriçi’ndeki sıcaklığı, sofraları, çocukları ancak yaşamış olan derinden hissedebilecek. Tarihe en çok tarihi doku unutulmayarak sahip çıkılır ki: “ İşte şurada insanca yaşanmış” denecek, “işte şurada halklar can olmuş” denecek. “Şurada çocuklar, çocuk yüreğiyle zalime geçit vermedi” denecek. “İşte şurayı ayazda evsiz barksız kalan bile terk etmedi “ denecek. “İşte şurada Tahir Elçi’yi öldürdüler” denecek! Toplum ancak belleğiyle var olabilecek.

İnsanlara sadece “unut” denmiyor, “yaşatmıyoruz” deniyor.

Amed Newroz’u, 2016 (Emin Özmen)

Sur halkları “biz yeniden ev istiyoruz”, demedi. Kimse “benim tarihimi yık, yerine yenisini yap”, demedi. Sur halkının başı her zaman dikti.

Rızasız (baskıyla rıza dahil değil) yerinden, yurdundan, dostundan, tarihinden etmek “biz size yaşama şansı vermiyoruz” demektir ve tarihi öldürmek, halkları öldürmenin en kuvvetli yoludur.

“Dur” diyelim! Yüksek sesle diyemiyor muyuz (ki sesimizi yükseltmeyi de unuttuk) İmzacı ol.

Yüksek sesle diyemiyor muyuz? O zaman Yaşar Kemal’in Ağrıdağı Efsanesi”ni hatırlayalım: “Yarın zulmü bahane ederler, öbürsü gün vergiyi, öbürsü gün sarayımızı, öbürsü gün ekmeği… Ve birikirler birikirler… Yüz bin yılın öfkesi ve acısıyla… Şimdiki gibi sessiz birikirler. Ve bu kalabalığa güç yetmez.”