Allı Morlu Mahallesi’nde yağmur yağıyor Binevş yürüyor…

Mine Metin

“Öyle bir yürüyor ki, sanki yağmur damlalarına karşı değil de kocaman savaş arabalarına karşı yürüyor. Tırnaklarıyla avuç içlerini acıtıyor da acımıyor. “

Yağmur gürlüyordu, herkes sığınacak bir ‘şey’ bulmuş, Binevş bulamamıştı. Yağmura sığınmıştı ya da. “Her şeyin altına sığınmamak gerek… Sığınınca minnet duymak zorunda kalıyorsun’ diyordu. ‘Şeylerden’ bahsediyordu galiba, ‘şeylere’ sitem ediyordu. Binevş hep böyleydi, apaçık dökmezdi de içini, gizli kapaklı sözleriyle, tutumlarıyla, bakışlarıyla, bazen suskunluğuyla anlaşılmak isterdi. Bazen anlayana aşk olsun. Bazen de yağmur gibi öyle bir gürlerdi ki! Herkes sığınacak bir ‘şey’ arardı. Belki de bunu bildiğindendi benzerinden çarçabuk kaçmayışı…

Ayakları yağmurdan kaçıyor, çocuksu yüzü doyumsuzca yağmura dönük. Sığınmamak için titremiyor… “Hadi gelsene”, “Hadisene Binevş” sözlerini duymamak için kollarını kendine de saramıyor. Yumruklarını yere indirmiş, dimdik yürüyor. Öyle bir yürüyor ki, sanki yağmur damlalarına karşı değil de kocaman savaş arabalarına karşı yürüyor. Sanki aklına getirmemesi gereken şakır şakır yağan yağmur değil de, tankıyla topuyla zalimlermiş gibi sıkıyor beynini. Tırnaklarıyla avuç içlerini acıtıyor da acımıyor.

Çok uzaktan biri bakıyor mahalleye..

Binevş yağmurlu bir günde doğmuş, o gün çok insanı öldürmüşler Allı Morlu Mahallesi’nde. O gün hangi gün, bilinmiyor ama orada panzerlerin üstüne yürüyen peçeli bir kadından almış Binevş ismini. Bu peçeli, cesur kadın da Allı Morlu Mahallesi’nde esmiş de almış ismini.

Binevş kaç yaşında, bilinmiyor. Binevş’in kaç yaşıtı panzer altında ezilmiş de “Başına taş düştü” diye geçiştirilmiş, bilinmiyor. Allı Morlu Mahallesi kaç yıldır var, bunca insan kaç selin içinden geçti de şimdi şuncacık yağmurdan kaçıyor, bilinmiyor. Binevş bunları bilmek için ne kadar çok uğraşmış, bilinmiyor… Çok uzaktan biri bakıyor mahalleye, ‘şeylerin’ çok dışında biri… “Ah bir bilse şu Allı Morlu Mahallesi, bir de tastamam bilse, bu mahalle yaşatacak hepimizi” diye iç geçiriyor. Kim olduğu, bilinmiyor. Ne diye durmuş bu mahalleliyi izliyor, bilinmiyor.

Herkes Binevş’in sığındığı şeye sığınırdı

Yağmur gürlüyordu, herkes sığınacak bir şey bulmuş, Binevş bulamamıştı. Yağmura sığınmıştı ya da. “Bazen bir ‘şeylerin’ altına sığınmak gerek, hakiki ‘şeylerin’… Böylesine sığınınca daha bir güçleniyorsun. ‘Şeylerden’ bahsediyorum ‘şeylere’ minnet duyuyorum” diyordu. Binevş hep böyleydi, apaçık dökerdi içini. Öyle bir gürlerdi ki! Herkes Binevş’in sığındığı şeye sığınırdı, büyük bir inançla. Bazen de gizli kapaklı sözleriyle, tutumlarıyla, bakışlarıyla, suskunluğuyla anlaşılmak isterdi. Bu çok nadir olurdu. Ama böyle zamanlarda anlayana aşk olsun!

Tırnaklarıyla avuç içlerini acıtıyor da acımıyor. Öylece yürüyor.

Binevş, Allı Morlu Mahallesi, en çok kanadığı gün, “İstemediğim hiç kimse kanatamaz avuç içlerimi” demiş. “Kanayacaksa da ben kanatacağım, kaldıracağım o eli havaya, durduracağım kendi tırnaklarımdan başkasını” demiş. Kimler duymuş, bilinmiyor ama çok yüksek sesle söylemiş.

Allı Morlu Mahallesi’nde herkesin elini havaya kaldırdığı bir gün, daha az acımış mahalleli. Binevş, “Bundan böyle elimizi bizden başkası indiremez havadan, durduracağız indirmeye çalışanı” demiş. Kısık sesle söylemiş ama herkes duymuş söylediğini, herkes gürüldemiş.

Yağmuru daha yüksekten izlemek istiyor

Öylece yürüyor. Sonra Allı Morlu Mahallesi’ni çıkıyor. “Hiç Yağmur Yağmayan Mahallesi’ne” giriyor. Binevş bu mahalleye yağmurdan kaçmak için girmiyor, yağmuru daha yüksekten izlemek istiyor. Bu mahallenin Allı Morlu Mahallesi’nin her köşesini gören tepesine çıkıyor. Her köşesini gören… Gördüren… Belki bu yüzden hiç yağmur yağmayan… İşte! “Şeyler”in dışındaki insan da orada. Binevş bu tepeye sık sık gelip gitse de ilk defa onunla karşılaşıyor.

Allı Morlu Mahallesi’nin özgürlüğe kavuştuğu bir gün mahalleli güneşe dönmüş. Binevş “Bundan böyle özgürlüğümüzü hiç kimse, biz de dahil hiç kimse almayacak elimizden” demiş. Susarak söylemiş bunu. Herkes içinden böyle susmuş. Sonra halaylar kaç saat sürmüş, bilinmiyor.

Onun gerçekliğini alıp yüreğine dolduruyor

İşte! “Şeyler”in dışındaki insan da orada. Bu tepeye sık sık gelip gitse de ilk defa onunla karşılaşıyor. Onu tanımıyor ama hakiki olmayan şeylerin dışında olduğunu bir çırpıda anlıyor. Sanki onun gerçekliğini alıp yüreğine dolduruyor. Yağmuru en tepeden izlemeye gelse de bu sefer yağmura aldırış etmeden, yağmurun altında oraya buraya sığınan insanların sessizliklerinin altındaki cesaretini görüyor. Beyaz tülbentli, elleri buruş buruş olmuş annenin gözündeki inancı görüyor, en son çocuğunun defnederken yitirip sonra Allı Morlu Mahallesi’nin ayaklanışıyla tekrar kazandığı inancını…

Yağmur duruyor, gerçeklik tepenin üstünden, mahallelinin üstüne yağıyor. Gerçeklik gürlüyor. Sonra halaylar kaç saat sürmüş, bilinmiyor. Yağmur yürüyor, Binevş yürüyor, halay da hep sürüyor…