Şengal’in ilk kurşunu: Nujiyan’ın kaleminden, Gulê’nin hikayesi

Nujiyan Erhan/Jinda Asmen

ŞENGAL – Gazeteci Nujiyan Erhan’ın son haberiydi; Êzidî Gulê’nin hikayesi. 74’üncü fermanın başladığı gün DAİŞ çetelerinin işgal ettiği Şengal’in Sinune köyünde ilk kurşunu sıkan kişiydi kimseler bilmese de. “Yiğit bir kadın”ın ardından yiğit kızlar yetişti Gulê’nin izinden ve şimdi Şengalli kadınlar “Bir daha asla” diyerek kendilerini korumayı öğreniyor.

KDP’nin Şengal’in Xanesor kasabasına yönelik düzenlediği saldırıda ağır yaralanan ve 23 Mart’ta tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren gazeteci Nujiyan Erhan, Êzidî kadınların fermana karşı hikayesini adım adım belgeleyerek, kamuoyun duyurmuştu. Nujiyan’la yaşamını yitirmeden birkaç gün önce Gulê Mişko Nemir’in hikayesinin peşine düşmüştük. Arkeolog titizliği ile bir halkın ve o halktan kadınların görünmeyen hikayelerine odaklanan Nujiyan için Gulê’nin hikayesi özel bir önem taşıyordu. Ferman sırasında teslim olmamak için kaçırmaya çalışan çeteleri özsavunma ile öldürmüş ve ardından katledilmişti. Haberi heybemizde tutarken Nujiyan yaşamını yitirdi ve ondan sonra yarım bıraktığı haberi yazmak zor geldi. Nujiyan ve Gûle şahsında hakikatin izinden giden kadınların anısına bu haberi yazmak boyun borcu oldu.

3 Ağustos 2014’te DAİŞ çetelerinin Êzidî halkına yönelik saldırdığı bilgisi basına yansıdı. Farklı farklı hayatlar hikâyeler biçiminde ele alınıp işlendi. Ferman günü, Şengal’in her karış toprağında acı ve yardım çığlıkları yükseldi. Direnişe dönüşen çığlıklar oldu. Peki, yaşanılan her çığlık dile gelebildi mi?

Gulê’nin hikayesi…

İşte, bu çığlıklardan biri de Gulê Mişko Nemir’in hikâyesi. Teslim olmamak için silah kuşanan ve ardından toprağa düşen Gûle’nin hikayesini herkes bilmeli, onu tanımalı, anlamalı ve anlatmalı…Gulê 30 yılı aşkın süre önce amcasının oğlu Reşo ile evleniyor, birlikte bir hayat sürdürüyorlar. Gulê nin sekiz kız iki erkek, on çocuğu var. Gulê ile Reşo 50’li yaşlarda. İkisi de ayrılığı en derinden yaşayanlardan. Bir kız bir erkek iki çocukları hala DAİŞ’in elinde esir.

‘Sütünün helalliğine haram bulaştırmayacağım’

Peki, Gulê DAİŞ saldırdığında ve kendilerini esir almaya çalıştıklarında nasıl bir kahramanlık sergiledi? Dilden dile anlatılan hikayeyi birinci ağızdan duymak için Gulê’in eşi ve kızlarına ulaştık. Reşo’un evine girdiğimizde odada, tek bir resim asılı o da, Gulê nin resmi. Resimde, Gulê’in üstünde siyah nakışlı bir buluz ve beyaz bir eşarp var. Gulê’nin dudak hizasında sağ yanağında bir ben var. Resmin üzerindeki yazıdan anlıyoruz ki, çocukları anneleri Gulê nin resmini çerçeveletmiş ve duvara asmış. Resmin üzerine ‘Annecim seni hiçbir zaman unutmayacağım. Sütünün helalliğine haram bulaştırmayacağım. Sensiz yaşamak çok zor’ diye yazmış çocukları.

Ve Reşo anlatmaya başlıyor

Nujiyan’la birlikte Reşo’nun ara ara Gulê nin resmine bakıp iç geçirdiği anlara tanıklık ediyoruz. Reşo isteğimiz üzerine bize Gulê yi anlatıyor. İlk olarak ‘Gulê nasıl bir insandı?’ diye soruyoruz. Söylediği ilk cümle “Yiğit bir kadındı” oluyor. Gulê yi anlatmaya başlayınca hüzün ve gurur beliriyor, anlıyoruz ki, Gulê, ne kadar özlense de Reşo ve kızları için bir gurur kaynağı olmuş ve her zaman örnek alınacak bir kadın ideali haline gelmiş.

‘Kadındı, yiğitti, bekledim ’

Hepimiz için insanın boğazının düğümlendiği anlardan bir an. Ve anlatmaya çalışıyor Reşo; “Gulê, yiğit bir kadındı. İradeliydi. Komşusuna, köylüye, iyiliğe, marifetliye, hayra, yiğitliğe ve bana karşı da saygılı, hürmetli, anlayışlı bir insandı. Onun bu yaklaşımları karşısındakinin de kendisine saygılı ve anlayışlı yaklaşmasını sağlıyordu. Kadındı, yiğitti…”

Devam ediyor Reşo Gule’yi anlatmaya; “Hatırladığım kadarıyla benim yaşım 20-21, Gulê nin ise 18-19’du. Yıllar yılı birlikte yaşadık. Gulê amcamın kızıydı. Çocukken de hep birlikteydik. Ve ben kendisine beni isteyip istemediğini sordum, o da bana ‘seni bir karış toprağa değişmem. Başım, gözüm üstüne’ dedi. Ama annesi yaşlıydı ve ona bakıyordu Gulê. Bir abisi vardı. Onun da evlenmesi gerekiyordu. Ben de bir yıl boyunca Gulê yi bekledim. Benim yanımda Gulê’nin söylediği sözlerin hatırı çok kıymetli ve değerliydi. Bekledim ve bir yıl sonra evlendik.”

‘Sizi almaya geleceğim’

Gulê’den kalan hatıraları anmakla anlatımına devam eden Reşo; Şengal’in Zorava köyünde dünyaya geldiklerini ancak yılladır, Sinune’de küçük bir dükkân açıp dikiş makinesi tamirciliği yaptığını söylüyor.

Hatırlamak istemese de fermanın olduğu gün neler yaşandığını soruyoruz Reşo’ya; “Ben o zaman Gulê’nin yanında değildim. Ailenin bazı fertlerini arabayla Güney’e (Barzan bölgesine) geçiriyordum. Önce küçük çocukları kurtarmak istedik, sayıları çoktu. Hepsini arabaya bindirdik ve arabada yer kalmamıştı. O yüzden her iki büyük çocuğum ve Gulê kalmak zorunda kaldılar. O anda Gulê ye, ‘Ben dönene kadar kendinizi dağa ulaştırın, sizi almaya geleceğim’ dedim. Gidip, çocukları bırakıp hemen dönüp onları alacaktım. Ama yetişemedim. Geri dönmek istedim fakat DAİŞ yolu kapatmış ve Sinune’ye girmişti…”

‘Kızım ellerinde hala esir, oğlumdan haber yok’

“Sen olayı kimden nasıl öğrendin?” diye soruyoruz parçalanmış bir aile ve parçalanmış hayatlar oluyor aldığımız yanıt: “DAİŞ’in eline geçen kızım, bana telefon üzeri neler olup bittiğini anlattı. O da bir fırsat bulmuş ve gizlice bizi aramış. Kendisini önce Haleb’e götürmüşler oradan da Musul’a götürüldüğünü söyledi. Bizi aradığında Musul yolu üzerindeydi. Bundan bir yıl önce konuşmuştuk. Sonra da bir daha haber alamadık kızımdan. Oğlumun da Xanesor’da öldürüldüğü bilgileri geldi. Fakat net olarak öldürülüp öldürülmediğini bilmiyoruz. DAİŞ oğlum ve kızımı birbirinden ayırmış. Bir yıl öncesine kadar da kızım fırsat buldukça telefonda, çok zorlandıklarını, kendilerine kötü davrandıklarını, içinde bulundukları rezilliği kendilerinden başka kimsenin yaşamadığından bahsederdi. Oğlumdan ise hiçbir haber alamadık. Kızım da abisine neler olduğunu, nereye götürüldüğünü bilmiyor. ‘Bizi birbirimizden ayırdılar baba’ dedi. Oğlumun eşi ve beş çocuğu da bizimle yaşıyor.”

‘Gulê’yi, Sinune’nin ortasında vurdular’

Reşo’nun ‘sormayın’ diye gözümüze hüzünle baktığı anda Gulê’yi anlatmak için soruyoruz, “Gulê nasıl direndi ve nasıl yaşamını yitirdi?”

“Gulê ve her iki çocuğumu dağa ulaşmaya çalışırken yolda, evin biraz ilerisinde Sinune benzinliğine yakın bir yerde yakalıyorlar. O an, aralarında biri yaşlı bazı komşularımız da var. Yaşlı olanı serbest bırakıp diğerlerini, hepsini aynı yere Sinune’nin orta yerine götürüyorlar. Başka bir aileyi de kaçarken fark ediyorlar ve hemen gidip yakalayıp onları da aynı yere getiriyorlar. Gulê o an DAİŞ’e, aileleri serbest bırakmalarını söylüyor. ‘Erkekleri alın ama kadınları bırakın’ diyor. Çeteciler ise ‘Bize zaten aileler ve özellikle kadınlar lazım’ diyor. Gulê’yi sürükleyerek arabaya bindirmeye çalıştıkları sırada yanındaki silahı çekiyor ve orada DAİŞ’liyi vuruyor.

Bunu gören diğer çete Gulê’nin yanına geliyor ve silahın şarjöründeki kurşunları Gulê’nin bedenine sıkıyor. O’nu tam Sinune’nin orta yerinde vuruyorlar. Kızım orada iki DAİŞ’li olduğunu söyledi. Gulê’ye yardım etseler aslında hepsi kurtulabilirdi. Orada çok kişi varmış diğerlerini arabaya bindirip götürüyorlar, hiçbirinden haber alınamadı.”

 

‘Gulê, tabancayla her zaman uğraşırdı’

Nujiyan’la bu hikayenin eksik kalan yanlarını tamamlamak için “Gulê tabanca kullanmayı ne zaman ve nasıl öğrendi?” diye soruyoruz, Reşo, “Benim bir tabancam vardı ve hep evde bırakırdım. Gulê, tabanca kullanmayı kendisi öğrendi. Tabancayla her zaman uğraşırdı. Açıp kapatır, sürekli temizlerdi” diye anlatıyor.

‘Pirewra mezarlığına götürdük ’

Çocukları kurtarırken yolda Gulê’nin katledildiğini öğrendiğini söyleyen Reşo, geri dönüp cenazesini aramaya koyuluyor: “İlk yol açıldı ve ben Güney’den Şengal’e geldim. Bir daha gitmedim, kalıp savaşmayı seçtim. İlk baktığım yer Gulê’nin vurulmuş olduğu Sinune’nin meydanıydı, fakat cenazeyi orada bulamadım. Dükkânlarının arkasında bulunan boş arazide bir kadın cenazesi olduğunu duydum. Hemen oraya gidip baktım. Cenazeyi kimin oraya götürüp bıraktığını bilmiyorum. Cenaze Gulê’ye aitti. Cenaze erimiş kemikleri kalmıştı ancak üzerindeki fistanı bir hafta önce ben almıştım, oradan tanıdım. Kemikleri, saçları, ona verdiğim evlilik yüzüğü ile birlikte bir de bir cüzdan vardı. Tek onun cenazesi vardı. Kızım bana, ‘Annemi öldürdüler ve bizi alıp götürdüler’ demişti.”

Reşo yanında kalan çocuklarıyla birlikte Gulê’nin cenazesini alıyor ve Pirewra Mezarlığı’na götürüp defnediyor.

‘Gulê’nin mezarı başında asılı mermi’

Hikayenin buraya kadarki kısmını dinledikten sonra Reşo ve kızı ile birlikte Pirewra’ya gidip Gulê nin mezarını gidiyoruz. Kabri ziyaret etmeden önce Êzidilerin kutsal mekânlarından olan Pirewra Kubbesini ziyaret ediyoruz. Peri dedikleri kumaşlara üç ayrı düğüm atarak dualar okuyoruz. Mezara ulaştığımızda kızı, kendini tutamayıp ağlıyor bir süre sonra Reşo’ya sarılıyor ve baba-kızın gözyaşları birbirine karışıyor. Mezarın başına bir mermi asılmış.

“Mezarının başındaki asılı bu mermi Gulê’in savaşını, direnişini ifade ediyor. Bu yüzden astık” diye anlatıyor Reşo.

‘Birileri kaçarken gerilla gelip bizi kurtardı’

Ve son sözler dökülüyor Reşo’nu dilinden, sitem, isyan, özlem ve direniş kokuyor: “Ferman günü bizi kimse korumadı. ‘Koruyacağız’ diyenler bizi bırakıp kaçtı. Halktan da, kimse kimseye yardım edecek durumda değildi. Herkes kendisini ve ailesini kurtarma telaşındaydı. Aynı gün birileri kaçarken, gerilla ve YPG bizi kurtarmaya geldi. Canlarını feda ederek bizleri korudular. Bizleri korumaya gelenler Şengal Dağını terk etmediler. Onlar olmasaydı bir tek Êzidi kalmazdı. Bizim güçlü silahlarımız yoktu. Ama arkadaşlar, bizler irademizle elimizde olan kısıtlı imkânlarla savaştık ve direndik. Bunun için DAİŞ tam olarak kendi amacına ulaşamadı. Şengal Dağı’na çıkamadı. En sonunda arkadaşların sayesinde biz kazandık. Hep birlikte kazandık.

Herkes bir gün ölecek, şükürler olsun ki Gulê şerefi için öldü. Gulê’nin direnişi benim için kutsal bir şereftir. Bu büyük bir onurdur.”