Şengal’de fermanın ardından Êzidî kadınların üç yılı (1)

Derveş ve Adule’nin aşkıyla direnen Şengal

Jinda Asmen

ŞENGAL – Şengal Katliamı üçüncü yılını geride bırakırken, saldırıların ardından “özsavunma şart” diyen Êzidî kadınlar günden güne örgütlülüklerini büyütüyor. Nasralardan direniş geleneğini devralan Êzidî kadınlar, bir yandan Şengal’i korurken, öte yandan da kadınların esir alınarak götürüldüğü Rakka’daki direnişte yer alıyor.

Kürdistan tarihi acılarla kaplansa da bir o kadar direniş ve zaferlerle de tarihin yönünü başarıya çevirmiştir. Elbette acı bir kader değildir. Ama hayat tezatlarla ilerliyor. Yani acılar direniş ve zaferden doğmuştur ki acısız bir devrim, devrim gerçekliğinden uzaktır. Elbette, sadece acılar yer almıyor devrimlerde. Acının mutluluğa dönüştüğü an zafer anı oluyor. Acın, mutluluğun ve amacın yoksa zafere gidemezsin. Kürdistan tarihi isyan, direniş ve başkaldırılarla dolup taşan bir coğrafya ve halka sahiptir. İşte Botan, Dersim, Ağrı, Amed, Kobanê, Efrîn, Mahabat, Kerkük, Rewandus ve daha sayabileceğimiz birçok yer…

İşte, bunlardan biri de Derveş ve Adule’nin aşkıyla direnen Şengal!

Şengal bir haykırış, bir sesleniş ve yeniden yine yeniden aşkla varoluşun mekânı. 3 Ağustos 2014 öncesi Êzidî halkı, Êzidxan kadınları kendi coğrafyasında kültürünü her inanç gibi yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyordu. Bunun için yaşam mücadelesi veriyordu. Ama bir sorun vardı ki, Êzidî halkı kendi örgütlülüğünü bir bütün olarak yaratmamıştı. Bir ittifak olamamışlardı. Egemen sistemin doğurduğu bu parçalı konum Êzidî halkında gereken savunmayı ve gücü oluşturma noktasında temel engellerden biriydi. Ne kendi gücüne dayanan bir savunması ve ne de siyasal bir örgütlülüğü olmuştu. Ama özlerini, kimliklerini temsil eden temel bir nokta vardı ki, oda Êzidî inancıydı. Yeterli miydi hayır. Kendini dıştan gelen saldırılar karşısında savunabildi mi, hayır. Ama hepsi iyi niyet ve barış düşüncesinden gelen bir yaklaşımdı. Bu yanlış mıydı hayır. Ama içinde bulunduğumuz dünya gerçekliği karşısında eksikti ve yetersizdi. Kendini savunmasız ve örgütsüz bırakmıştı.

Ama dünya, biz insanlar tarafından öyle bir dünya haline çevrilmiş ki savaş ve talanın geliştiği, her şeyi kendine almanın, benlik duygusunun üs düzeyde yaşandığı bir mekâna çevrilmeye çalışılıyor. Tek tipleştirilmek isteniyor. İşte buna karşı Êzidî halkı kendisini savunmasız, parçalı bıraktı. İşte, sonuçta 3 Ağustos 2014…

Şengal DAİŞ’e satıldı

2014, 2 Ağustos’un 3 Ağustos’la buluştuğu gece saat 02.00’da Şengal’den çığlıklar yükselirken sessizliğin de en acı biçimiyle insanın suratına çarptığı andı. PKK ve YPJ-YPG hariç, tüm dünya Êzidî kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlıların insanlık düşmanı DAİŞ tarafından katledilmesini izledi. Ferman gününde neler yaşandı, neler oldu? Neydi bu ferman? Değerlendirilecek birçok yönü var. DAİŞ, kendi İslami devletini tüm halkı ve inançları yok sayarak bir sistem olarak kendini var etmek istedi. Mesut Barzani de kendi sahte Kürt devletini Güney sınırları içerisinde yaratmak istedi. Bunun üzerinden DAİŞ ile anlaştı ve başta, Kürt halkının özü olan Êzidîleri ve Şengal’i DAİŞ’e sattı. Êzidî halkı her zaman için Mesut Barzani’yi, Peşmergeyi kendi savunması bildi. Ama o savunma 3 Ağustos 2014 de yerle bir oldu. Mesut Barzani sözünü tutmadı. Mesut Barzani ‘in DAİŞ’le ihanet dolu antlaşması, peşmergelerin DAİŞ’e tek bir mermi bile sıkmadan kaçışıyla da büyük bir ihanete dönüştü. Öyle bir ihanet ki, tarihin bile hiçbir zaman affetmeyeceği bir ihanet.

Halkın silahlarına el konuldu

Ferman gecesi Êzidî halkı kendini savunmak istedi fakat peşmergeler kaçtıkları yetmiyormuş gibi Êzidî halkının silahlarına da el koyarak kendilerini savunmalarına engel oldu. İlk olarak DAİŞ Şengal’in Koço, Gir Zerik ve Siba Şex Xidir köylerine saldırdı. Peşmergeler, bu saldırıya karşı ellerinde bulundurdukları birkaç silahla kendilerini savunmak isteyen Êzidîleri de kurşuna dizerek katletti. Ve yine, 3 Ağustos günü Êzidî halkı ölümden kurtulmak için kendine sığınak bellediği Şengal dağına doğru yollara düştü. Virajlı yol ve arazilerde yürümeye başladı. Bir yürüyüş ki Ağustos sıcağında aç ve susuz, bir insan seli yürüyüşü. O an sadece irade konuşuyordu. Ve yine, ihanetin suyunu içen peşmergeler Êzidî halkının yolunu keserek kendilerini kurtarmalarına engel olmaya çalıştı. Neden mi, çünkü önce kendileri kurtulmalıydı. Nede olsa Mesut Barzani kendi iktidarı için peşmergelerini bile DAİŞ’e teslim etmeye hazırdı. Buna rağmen kör, sağır, dilsiz peşmergeler ihanet kuyusundan çıkmak istemedi. Bu yüzden birçok kadın, çocuk, genç, yaşlı DAİŞ’in eline esir düştü ve katledildi. Katledilenler köylerde, yol kenarlarında toplu mezarlar halinde gömüldü. Bazı cenazeler ise hayvanlara yem olarak bırakıldı.

Abdullah Öcalan’dan PKK’ye: Êzidî halkını kurtarın

Tüm dünya ihaneti ve katliamı izlerken fermanı engellemek isteyen ise insanlık ve PKK Lideri Abdullah Öcalan ve savaşçıları oldu. Abdullah Öcalan PKK ye, ‘Êzidî halkımızı kurtarın’ çağrısında bulundu. O gün gerillalar ve YPJ-YPG de dâhil olmak üzere savaşçılar Şengal’e Êzidî halkını kurtarmaya koştular. Tabi bunun öncesi de var. 11 Haziran’da DAİŞ Musul’u işgal ettiğinde Şengal’in büyük bir tehlikede olduğu başta peşmergeler olmak üzere herkesçe biliniyordu. Musul’dan sonraki hedefin Şengal olduğu apaçık ortadaydı. Hemen müdahale edilmeliydi. Bunun için KDP’nin tüm engellerine rağmen 12 PKK’li Şengal’e halkı savunmak için örgütlemeye geldi. Bu 12 savaşçıdan 4’ü KDP güçleri tarafından tutuklandı. Diğer 8 savaşçı da illegal olarak olası bir duruma karşı halkı korumak için dağa doğru konumlandı. Ve gerçek yaşandı. Ferman günü dağa doğru kaçan halk savaşçılarla karşılaştı. 3 Ağustos günü bu savaşçılar büyük yıkımın, kırımın, bitmenin önünü almanın başlangıcı oldular. Savaşçıların ellerinde bulundurdukları kalaşnikof ve birkaç bombadan başka silahları yoktu. Ama yine de direniyorlardı. Peşmergelerin kaçarken bıraktıkları 23’lük doçka silahını kullanma şansları oldu. Ve bu doçkayla DAİŞ geri püskürtüldü ve Şengal dağına girişi engellendi. Halk artık savunmaya alınmıştı. Savaşçılar, dağlardan gruplar halinde konvoylarla Şengal’i savunmaya geldiler. İşte o zaman 8 savaşçısı yüzlerce savaşçıya dönüştü.

İhanete en büyük cevap örgütlenmek oldu

3 Ağustos 2014 DAİŞ Şengal’e saldırırken YPJ ve YPG de Êzidî halkının çığlıklarına ses verdi. Gerillalarla birlikte YPJ-YPG de her zaman Êzidi halkını korumaya hazırdı. Yönünü hemen Şengal’e çeviren YPJ-YPG, gerillalarla birlikte DAİŞ’le amansız bir çatışmaya girdi. Ve Şengal ile Rojava arasında insani koridoru açarak birçok Êzidîyi Rojava’ya geçirdi. Rojava halkı tüm elindeki imkânlarını Êzidî halkıyla paylaştı. Êzidî halkını büyük bir ilgi ve içtenlikle karşıladı. İlk olarak acil ihtiyaçlarını giderdi. Ve sonrasında Êzidî halkını Derik’te oluşturdukları Newroz Kampına yerleştirdi ve yardımlarda bulunmaya devam etti. Halen Êzidî halkı için oluşturulan Newroz Kampı her yönlü yardımlarına devam etmekte. Bire bir gerillanın ve YPJ-YPG’nin direnişine tanık olan Êzidî halkı aynı zamanda bu direnişte yerini aldı. Ve ihanete en büyük cevabı kendini yeniden örgütleyerek cevap verdi. Bu aynı zaman da Kürdistan’da yaşanılan tüm ihanetlere güçlü bir cevap oldu.

Ferman günü orada bulunan gazeteci Hayri Kızıler elinde bulundurduğu kamerasıyla fermanı karelemeye ve mikrofonu halka uzatıyor dünyaya seslerini duyurmaya çalışıyordu. Her kim mikrofona konuşuyorsa Mesud Barzani’nin kendilerini sattığından, peşmergelerin kaçtığından ve kendilerini kurtaranların ise PKK, YPJ-YPG olduğundan bahsediyordu. İsyan, sitem birçok duyguyu bir arada yaşayarak konuşuyorlardı.

Kadınlar direnişin kalbi oldu

Özellikle kadınlar yaşadıkları acıların ifadesini bile bulamayan kadınlar. Bizlerinde yaşadıkları acıları anlatabilmemiz zor. Hele o acılara dokunmak bir o kadar daha zor. Ama direnişin özü kadınlar, her zaman hakikatin peşinde olanlar. Ve hakikatin kendisi olan kadınlar. Şengal dağlarında bulunan Êzidxan kadınları kayboldular, öldürüldüler, tecavüze tacize uğradılar, yalnız bırakıldılar, esir alındılar, satıldılar, alındılar, kendilerini kayalıklardan attılar, aç ve susuz kaldılar ama topraklarını, ülkelerini terk etmediler. Özlerinden vazgeçmediler. Direnişin kalbi oldular.
Êzidî kadınların özsavunma gücü: YJŞ

Şengal’de 03 Ağustos 2014 tarihi, acının, kıyımın, ölümün, ayrılığın, gözyaşının olduğu kadar Êzidî halkının isyan tarihi de oldu. Halk o gün kendi topraklarından sürülmek istendi. Kimileri gitti, kimileri gitmek zorunda kaldı, kimileri de kalıp toprağını korumaya yemin etti. Genç, yaşlı, kadın demeden dilinin, kültürünün, toplumsal değerlerinin ifadesi olan topraklarını ve kendilerini korumak için bir araya gelip Yekîneyen Jinên Şengal’ê (YPJ Şengal) oluşturdular ve amansız bir savaş verdiler, vermeye de devam ediyorlar. Savunmasız kalan Êzidî kadınlar DAİŞ’in eline vahşice esir düşürülmüşlerdi. Katledilmişler, öldürülmüşlerdi. Tam bu noktada YPJ Şengal olarak örgütlendi. Artık Êzidî kadınlar kendilerini savunabiliyorlardı. Elde silah mevzilerde savaştıkça kendilerine karşı olan güvenleri artıyordu. Artık başarıdan başka bir yolun olmadığının farkındaydılar.

İlk konferans

Gün geçtikçe de YPJ Şengal büyüyor ve gelişiyorlardı. Artık ilk konferanslarını yapabileceklerdi. Bunun üzerinden kendilerini yenilemek ve yeniden daha güçlü örgütlemek için 12-13 Şubat tarihleri arasında 115 delegenin katılımıyla konferanslarını gerçekleştirdiler. Bu konferansta YPJ Şengal kendisini Yekîneyen Jinên Şengal’ê (YJŞ) olarak örgütleyip kendi bayraklarını da çıkararak yeniledi. Ve konferansta Şengal dağlarında Êzidî kadınların savunma ordusu olarak örgütlenen YJŞ, “DAİŞ’ten, erkek egemenlikli tüm yapılanmalardan, kadınları ezen ve köleleştiren tüm ideolojilerden intikam almanın aracı olacaktır” dedi.

Viyan: Korkmayın özgürlük yakındır

Aynı zamanda konferansta konuşan Viyan isimli YJŞ Komutanı da; “Bugün Êzidî kadınları topraklarını savunmak için silah kuşanıp Berivanlar gibi şahadete ulaşıyorsa, korkmayın, özgürlük yakındır” diyerek, konferansı selamlamıştı. Artık Şengal’in ve bir bütün Êzidxan kadınların dayanağı, savunması YJŞ idi. YJŞ kendilerini kurtarmaya gelen YJA Star gerillalarının tecrübesi üzerinden kendini eğitti ve onları kılavuz bildi.

Êzidî Kadın Meclisi kuruldu

Êzidî kadınları kendini yenilemenin sadece savunma gücüyle yeterli olamayacağını da fark etti ve ardından Şengal dağlarında Êzidî Kadın Meclisini kurdu. 2015’in Temmuz ayında 1’inci konferanslarını “Êzidî kadınların örgütlülüğü tüm fermanlara cevap olacak” şiarıyla ve 180 delegenin katılımıyla gerçekleştirdiler. Konferansta kadınlar, “Örgütlenmemizi ve yaşamımızı Önder Apo’nun felsefesi, düşüncesi ve perspektifleri esas alarak konferanslarını gerçekleştirdiklerini” belirterek, “Önder Apo bizim yaşam kaynağımız, özgürlüğümüzdür” dedi.

Meclisin ismi TAJÊ oldu

Özellikle kadın kırımının sistematik olarak uygulandığı bu coğrafyada en fazla ezilenler olan Êzidî kadınlarının bu çıkışı, Êzidî kadınları mağdur ve çaresiz görenlere de bir mesaj oldu. Bununla birlikte kadın çalışmaları Şengal dağlarında daha bir hız kazandı ve gelişti. Artık Êzidî kadınları kendilerini hareket olarak örgütlemeye hazırdı. Ve yapılan hazırlık çalışmalarıyla birlikte Êzidî kadınlar Şengal dağında 25 Eylül de 300 delegenin katılımıyla 2’inci kadın meclis konferanslarını gerçekleştirdiler. Bu konferansta Êzidî kadınlar kendilerini Tevgera Azadiya Jinên Êzidxan-Êzidxan Özgür Kadın Hareketi (TAJÊ)’ni oluşturdular.

Kadın fırınından terzihaneye kadınlar örgütleniyor

Bu konferansta kadın hareketi bayrağını da belirledi. Konferansta konuşan Neam İlyas, “Bu konferansla kadın hareketi olarak örgütlenmek bizler için kutsal bir mutluluktur. Êzidxan kadınları olarak hareketin bize verdiği sorumluluk ve görevle üzerimize düşen her mücadeleyi vermeye hazırız. Bütün arkadaşlara, kadınlara başarılar diliyorum. Özellikle buradan gerilla ve Önder Apo’yu selamlıyorum” diye belirtti. Êzidî kadınlar hareket olmayla birlikte, farklı çalışmaları da geliştirme çabasında oldular. Kadın fırını, terzihane, silah öğrenme, birçok konuyu içene alan teorik eğitimlerini de dersler şeklinde gördüler ve görmekteler. Kadınlar özellikle dillerine sahip çıkmak ve geliştirmek içinde dil eğitimlerini esas almaktalar. Ve çocuklarını daha bir bilinçli eğitip büyütüyorlar.

Şengal dağlarında YJŞ ve TAJÊ bayrakları dalgalanıyor

Êzidî kadınları artık kaderine mahkûm olan değil bilinçli ve tüm kadınlar için öncülük misyonunu kendilerine biçen kadınlardır. Şengal dağlarında artık susan kadın yok, konuşan kadın var. Boyun büken kadın yok, başkaldıran kadın var. Eve kapatılan kadın yok, elde silah mevzilerde savaşan kadın var artık. Meyanlardan Nasralara; Berivan, Binevş, Xanelere uzanan direniş ruhu Êzidî kadınlarında yeniden hayat buluyor, canlanıyor. Bundan sonra Êzidî kadınlarını artık hiçbir güç yıkamaz. Çünkü kader değil direniş konuşuyor. Êzidxan kadınları artık hayatın her alanında kendi iradeleriyle yer alıyorlar. Acı artık gün geçtikçe kendini kahkahaya bırakıyor. Elde ettikleri başarılarla da hayata gülümsüyorlar. Öyle ki, Şengal dağlarında YJŞ ve TAJÊ bayrakları sembol olarak özgürlük rüzgârıyla dalgalanıyor.

Yarın: Êzidî kadınlar: Katliamı da ihaneti de unutmayacağız