Ortakları, failleri ve zamanı belli bir katliam: Suruç (3)

Zülal Koçer

HABER MERKEZİ – Suruç katliamının ikinci yılında hâlâ sorumlular açığa çıkarılmaz, aileler aynı acıyı ilk gün kadar derinden yaşamaya devam ediyor. Polen Ünlü’nün annesi Şennur Ünlü, “Polen öldü diye evime kapanıp yas tutmadım, onun kaldığı yerden devam etmek istedim” diyor. “Değil iki yıl geçse, iki bin yıl da geçse bu öfke bitmeyecek” diyen Şennur, adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini belirtiyor.

Kobanê’nin inşa sürecine katılmak için 20 Temmuz 2015’te Suruç’a varan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi gençler Amara Kültür Merkezi Bahçesi’nde geliş amaçlarına ilişkin açıklama yaptığı esnada DAİŞ’in canlı bomba saldırısı yaşanmış ve 33 kişi katledilmiş, onlarca kişi de yaralanmıştı. Katliamın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen sorumlular hâlâ açığa çıkarılmazken, ailelerin acıları ise ilk gün kadar taze, öfkeleri de o denli büyük.

Köşeye çekilmiş bir sehpa, pencereye asılmış bir çift küpe

Katliamda yaşamını yitirenlerden bir de 23 yaşında, üniversiteden henüz mezun olmuş Polen Ünlü’ydü. Katliamın ardından geçen iki yılı ve yaşadıklarını konuştuğumuz Polen’in annesi Şennur Ünlü, Şûjin’i evinde ağırladı. Polen için evin salonunda bir köşe hazırlanmış, Polen’in kitapları, fotoğrafları ve köşede duran bir sehpa, perdeye asılmış bir çift küpe… Şennur, küpeleri göstermek için pencereye doğru giderken, sehpayı işaret ediyor, “Polen çarpardı buna, ayağı acırdı. Kızardı, ‘Anne kaldır şunu, çarpıyorum sürekli’ derdi. Kaldırdım şimdi köşeye. O öldükten sonra, canının nasıl yandığını şimdi daha iyi biliyorum” diyor.

Şennur gözlerini önünde duran halıya çiviliyor ve uzun soluklar alarak başlıyor konuşmaya: “Yola çıktılar, gönüllerinde umut, gözlerinde ışık vardı, akıllarında aydınlık… Öyle yola çıktılar, öldüler… Nerden bilsinler ki böyle bir şey onları koparacak, onları götürecek bu hayattan, nerden bilsinler. Daha ağır geliyor her şey.”

‘Kobanê’deki çocuklar için çay ocağında çalıştı’

Şennur, Polen’in Kobane’deki çocuklar için günlüğü 5 liradan çay ocağında çalıştığını anlatıyor: “Okulu Haziran’da bitmişti, Kobanê’deki çocuklar için çay ocağında çalışıyordu. Günlüğü 5 liradan. Kazandığı parayla kendine hiçbir şey almıyordu, oradaki çocuklara oyuncak falan alıyordu, boncuk, kolye küpe yapıyordu. Çocuklara götürecekti yaptıklarını, onları sevindirecekti, çünkü o burada her şeyi görüyordu, istiyordu ki oradaki çocukların da olsun. Şekerin tadını bilmeyen çocuklar vardı, o zulmün içinde gözlerinde sürekli yaş olan çocuklar vardı orada, onları mutlu etmeye gittiler.”

‘Sokaklara çıktım, mücadele ettim’

“Katliamın üzerinden geçen iki yıl neleri değiştirdi?” diye soruyoruz Şennur’a, şöyle devam ediyor: “Katliamların başlangıcı oldu Suruç. O günden bu güne her şey çok değişti, ülke değişti, benim dünya görüşüm değişti! Eskiden de ezilenlerin yanında olan, faşizme karşı duran bir yerde duruyordum ama artık olayları daha net görmeye başladım. Polen öldü diye evime kapanıp yas tutmadım, onun kaldığı yerden devam etmek istedim, o da öyle olmasını isterdi zaten. Sokaklara çıktım, insanlar için, kendim için mücadele ettim. Sonuna kadar mücadelemi vereceğim, evladımın arkasındayım, 33 canın arkasındayım onlar 33 kişiyi öldürmediler ki; o 33 canın aileleri vardı, sevenleri vardı. Onlar hepimizi katlettiler, hepimizi eksik bıraktılar.”

‘Ama zulmün de bir sonu vardır’

Katliamın birinci yılında ilan edilen OHAL’i de es geçmiyor Şennur, “OHAL ilan edildi, maksatları korku imparatorluğu kurmak, kimse ağzını açıp bir şey söylemesin, bunlar istedikleri gibi at koştursun, istedikleri gibi çalıp çırpsınlar, insan kaybetsinler istedikleri bu. OHAL’i bu yüzden kaldırmıyorlar, bir yıl oldu. Ama zulmün de bir sonu vardır, geçmişte gördük, duyduk aynı onların sonu gibi olacak” diyor.

“Polen yaşasaydı yine sokaklarda, alanlarda mücadelesini yürütüyor olurdu” diyor Şennur. Çocuklarına her zaman “Kaleminizi kullanın, böyle mücadele edin” diye öğütlediğini anlatan Şennur, ”Ama bugün görüyorum ki kalemle oynayan kim varsa hepsi cezaevinde. Kalemle zulmü yensinler, ama karşımızdaki zalimler kalemden anlamıyorlar, başka dilden konuşuyorlar, yine de biz onlar kadar zalim olmayacağız, yapmayacağız” diye anlatıyor.

‘Erkek şiddetine sessiz kalmadı’

Derin bir nefes aldıktan sonra Polen’i anlatmaya başlıyor Şennur: “Eziyet gören çocuklara dayanamazdı. Çay ocağında çalıştığı zamanlarda işten 11-12 de gelirdi, bazen anlatırdı heyecanlı heyecanlı; otobüste çingene çocuklarını görmüş, ‘2-3 yaşlarında, tüm gün çiçek satmış, yorgun argın annesinin kucağında çocuk da durmuyor annesinin kucağında, o yana, bu yana atıyor kendini’ diye anlatıyor. Hep çantasında şekerleme, sakız bir şeyler taşırdı, hemen çıkarıp vermiş çocuklara, kaş göz yapmış eğlendirmiş çocuğu, ineceği durağa kadar eğlendirmiş çocuğu. Çok vicdanlıydı. Bir köpekten, bir kediye, bir çocuğa, kadına kadar zorda olan, haksızlığa uğramış kim olsa koşar yardım eder, karşı çıkardı. Srkadaşı Alper anlatıyor; bir gün Taksim’de yürürken bakmışlar bir kalabalık, ‘ne oldu’ diye sormuş, ‘adam karısını dövdü’ demişler, bakıyorlar kadının ağzı yüzü kan içinde. Alper diyor ki, ‘Bir kafamı çevirdim, Polen yok yanımda, Polen’i uçan tekmeyle adamın üstünde gördüm.’ Böyleydi Polen’im, dayanamazdı.”

‘Polen’i bütün olarak göremiyorum, herkeste bir parça’

Zaman iyileştiriyor mu gerçekten? Şennur iki yılını şöyle anlatıyor: “Atlatamadık, eksikliği var, hep… tamamlanıyor mu? Diğer çocuklarımla tamamlamaya çalışıyorum, arkadaşlarını görüyorum. Bazen öyle oluyor ki, kiminin saçının rengini benzetiyorum, kiminin üzerindeki kıyafetini, kiminin kaşını, kiminin gülüşünü. Kiminin gözlerime baktığında ne hissettiğini anlayabilmem anımsatıyor… Ben Polen’i bütün olarak göremiyorum, herkeste bir parça, çok özlüyorum.”

‘Her patlama aynı acıyı yaşattı’

Her patlama haberinde aynı acıyla irkilen Şennur, ‘Acaba hangi eve ateş düştü, hangi ananın yüreği dağlandı’ diye iç geçirdiğinden bahsediyor. Diğer ailelerle sık sık görüştüklerini söyleyen Şennur, ailelerin birbirine yaşadıkları bu zorlu süreçte büyük destek olduğunu aktarıyor.

‘İki bin yıl geçse de öfke bitmeyecek’

Katliamdan 18 ay sonra dosya üzerindeki gizlilik kararının kaldırılıp ilk mahkemenin görüldüğü Suruç davasından adalet çıkacağına dair bir beklentisi olmadığını da söyleyen Şennur, şöyle devam ediyor: “Bizi mahkeme salonuna alırlarken didik didik aradılar, kolumuzdaki çantalara dahi el koymak istediler ama giriyoruz içeri sanık yok. Öfkemiz daha çok, unutmayacağız, unutturmayacağız. Değil iki yıl geçse, iki bin yıl da geçse bu öfke bitmeyecek. Dönemin başbakanı, faili yakaladık diyordu, patlama olmuş fail kendini patlatmış, sen kimi yakalıyorsun? Hep nerede insanlık peşinde koşan varsa orada patlıyor bu bombalar.”

‘Memleket ağlayan analarla dolu’

Davadan adalet beklentisi olmadığını yineleyen Şennur, “Erdoğan ve hükümeti, bu zihniyet gitmeden bu davadan adalet çıkmaz” diyerek, son olarak şunları söylüyor: “Anadolu Anadolu dediler, şimdi memleket ağlayan analarla dolu. Bu sadece bizim gibi, hak hukuk mücadelesi verirken katledilen çocukların aileleri için değil asker, polis anneleri için de geçerli. Onların çocukları da gidip, başkasının savaşında ölüyor, ülkenin gençleri katlediliyor. Ne uğruna, kimin için? Saray için, Erdoğan için.”

YARIN: Avukat Gülhan Kaya, Suruç davasını ve adalet mücadelesini anlatıyor