Ortakları, failleri ve zamanı belli bir katliam: Suruç (2)

‘Davayı tarihin tozlu raflarında kaldırmak istiyorlar’

Safiye Alağaş/Dilhan Yılmaz

HABER MERKEZİ – Suruç katliamında yaşamını yitirenlerin yakınları, DAİŞ’in arkasında büyük bir güç olduğunu işaret ederek, “Devlet bilerek, isteyerek engel olmadı” diyor. İki yıldır adalet aradıklarını söyleyen yakınlar, “Davayı tarihin tozlu raflarına kaldırmak istiyorlar. Sonuna kadar davanın takipçisi olacağız. Bir oyuncağı Kobanê’ye götürebilmek için adalet arıyoruz” diye ekliyor.

Sosyalist Gençlik Federasyonu’ndan (SGDF) 33 kişinin, Kobanê’nin inşası için yola çıkmışken Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi’nde DAİŞ’in canlı bombalı saldırısında katledilmesinin üzerinden iki yıl geçti. Bu iki yıl boyunca onlarca kişi psikolojik tedavi görürken, adalet arayışında olan yakınları, bu süre zarfında yaşadıklarını Şûjin’a anlattı.

‘Cezaevi koşullarında adaleti aramaya çalışıyoruz’

Suruç katliamında annesi Nazegül Boyraz’ı kayıp eden Yasemin Boyraz, “İki yıldır hayatta mıyız, değil miyiz biz de bilmiyoruz açıkçası. Yerde gökte gibiyiz. Burada bugün konuşmak çok zor aslında. İki yıldır olmayan adaleti aramaya çalışıyoruz. Mahkeme salonu cezaevi koşullarını andırıyor. Bu koşullarda adaleti aramaya çalışıyoruz” dedi.

‘Dava İstanbul’a alınmalı’

Davanın Hilvan’da görülmesinin nedeninin mahkeme heyetinin kendini burada güvene alması olduğunun altını çizen Yasemin, “Burada yapılması gereken şey davanın ailelerin de yoğunluklu olduğu İstanbul’a alınması. Davaya orada katılım da yoğun olur. Adalet mücadelemizi her anlamda yürütmeye çalışıyoruz. İki yıl boyunca iyi değildim, iyi de olmayacağım” şeklinde konuştu.

‘Davayı tarihin tozlu raflarına kaldırmak istiyorlar’

Adalet yerini buluncaya dek alanlarda olacağını belirten Yasemin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Saçının teline kıyamadığım annemi kaybettim. İnanılmaz duyguluyum. 2 yıldır davada bir ilerleme olmadığı gibi bir de komik bir iddianameyle oraya gidenleri suçluyorlar. ‘Neden oradalardı?’ gibi bir iddianame hazırlanmış. Davayı tarihin tozlu raflarına kaldırmak istiyorlar. Ama biz aileler olarak bu davayı tarihin tozlu raflarına kaldırmalarına izin vermeyeceğiz. Onun için buradayız.”

‘Bir oyuncağı Kobanê’ye götürebilmek için adalet arıyoruz’

Babasını kaybeden Dilek Şeker ise davanın Hilvan Cezaevi kampüsünde görülmesine tepki göstererek, şöyle konuştu: “Adalet arıyoruz. Niçin adalet arıyoruz? Bir oyuncağı Kobanê’ye götürmek için adalet arıyoruz. Yıkık bir kentin içinde hastane yapabilmek için adalet arıyoruz. Bunları belki 33’lerimiz yapamadı. Ama şunu defalarca söylesem yine bıkmam; onlar emin olsunlar ki çocukları, eşleri, anneleri, babaları adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyecek. Onların yolunda devam edecekler.”

‘Yumruğum havada, sesim gür artık’

Suruç katliamından sonra hayatında birçok şeyin değiştiğini söyleyen Dilek, “Hiç mahkeme görmeyen ben, hiç oturma eylemlerine gitmeyen ben Suruç katliamından sonra çocuğumla birlikte gitmeye başladım. Yumruğum havada, sesim gür artık. Adalet mücadelesini gördüm. Daha çok acı çekenleri gördüm. Ben yine babamın cenazesini götürebildim. Cenazesini bulamayan aileler var. Onlar bizi gördükçe yavrum diyor, biz de anne baba diyoruz. Yaramız aynı, acımız aynı, öfkemiz aynı ama bunları gördükçe de insan olgunlaşıyor. Bu adalet mücadelesi bana bunu da öğretti. Hırsı öğretti, mücadeleyi öğretti. Daha çok koşturmayı öğretti” sözleriyle yaşadıklarını ifade etti.

‘Baba gençlere sormak lazım’

Babasının süreli gençlerin yanında yer aldığını ve gençlerin babasını çok iyi tanıdığını vurgulayan Dilek, babasını şu sözlerle anlattı: “Babamı gençlere sormak lazım. Gençler Suruç’ta basın açıklaması yapmadan önce babama ‘çok sıcak. Biz basın açıklamasını yaparız sen otur. Sen bir şehit babasısın’ diyorlar. Babam da diyor ki ‘Hayır siz benim arkamda durun ben sizin önünüzde dururum. Gaz ise bana gelsin kurşun ise bana gelsin.”

‘Kardeşimin şehit düştüğü yerde sağlık ocağı yapmak istiyordu’

Kobanê özgürleştiği gün kardeşini kaybettiğini dile getiren Dilek, “Babam da, kardeşimin şehit düştüğü yerde bir sağlık ocağı yapmak istiyordu. Babam yeni emekli olmuştu. Evini sattı. O parayla orada sağlık ocağı yapmak için gidecekti. Onun yolunda yürümek istiyordu. Şu an ben ve kız kardeşim ikisinin de yolunda yürüyoruz” dedi.

‘Barış adına yola çıktılar’

Murat Yurtgül’ün annesi Şemsa Yurtgül ise katliamın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen sorumluların hala yargılanmadığını vurguladı. Yürütülen davadan bir beklentisinin olmadığını söyleyen Şemsa, “Suruç’a gidenler ne yaptı, yanlarında silah mı vardı, cephane mi vardı? Yanlarında tek bir şey vardı, o da çocuklara götürdükleri oyuncaklar. İnsanlık adına, barış adına yola çıktılar” diye konuştu.

‘Çocuklar için canını verirdi, öyle de oldu’

Oğlunun depremde yardım için Van’a gittiğini, Soma katliamında yine yardım için Soma’ya gittiğini belirten Şemsa “Oğlum çocukları çok severdi. Onlarla akşama kadar top oynardı. Çocuklar için canını verebilirdi ki, öyle de oldu. Soma’ya yardım götürüldüğünde neden bir şey olmadı? Oğlumun tek suçu yardımsever olmasıdır. Oğlum hiçbir zaman ölümlerin olmasını istemezdi. Oğlum Çerkez, Arap, Türk, Kürt ayrımı yapmazdı. Oğlumun canını alanlar öyle değildi” dedi.

‘DAİŞ’in arkasındaki güç’

Suruç’a giden gençlerin ‘terörist’ ilan edildiklerinin altını çizen Şemsa, ancak ‘asıl teröristin apaçık ortada olduğunu’ dile getirdi. Şemsa, “Türkiye’deki adaletten hiçbir beklentim yok. DAİŞ tek başına bu katliamı gerçekleştirmedi. DAİŞ’in arkasında büyük bir güç olmasaydı bu katliamı yapamazdı. DAİŞ katliamı gerçekleştirirken hiç mi polis yoktu, güvenlik alınmamıştı.? Bile bile göz yumuldu bu katliama. Katliam gerçekleşirken herhangi bir güvenlik önlemi almayanlar, biz alana ulaştığımız da bizi didik didik aramasını bildiler” diye konuştu.

‘Sonuna kadar bu davanın takipçisi olacağım’

Katliama ortak olanların da yargılanmasını istediğini söyleyen Şemsa, “Ben oğlumdan geri kalan eşyaları istiyorum. Oğlumun davası yerde kalmayacak. Kanımın son damlasına kadar bu davanın takipçisi olacağım. Bu dava sonuçlanıncaya kadar mücadele edeceğim. Sadece ben değil, tüm aile bireyleri ile birlikte takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

‘Devlet bilerek, isteyerek engel olmadı’

Katliamda oğlu Emrullah Akhamur’u kaybeden Zehra Akhamur ise, adalet istediklerini belirterek, şöyle konuştu: “Katiller yargılansın. Ben şimdi bir polisin yanında ayakkabımı çıkartsam Almanya’ya kadar izimi sürerler. Ama 33 canımızı yitirdik, hiçbir şey yapmadılar. Bir o kadar da yaralanan oldu ama sonuç ortada.”

Oğlunun öğretmen olduğunu belirten Zehra, “Oğlum tek bir sırt çantasıyla gitti, içinde de eşyaları ve cüzdanı vardı. Oğlum o çantayla ne yapacaktı? Devlet bu katliama bilerek, isteyerek engel olmadı. İsteseydi engelleyebilirdi ama ölmelerini izledi. Ben sağ olduğum sürece bu mücadeleyi sürdüreceğim” diye konuştu.

‘Bu olayı yaşatan hükümettir’

Duygu Tuna’yı büyüten halası Besime Akçalı ise şunları söyledi: “Nerede haksızlık olsa, nerede yardıma ihtiyacı olan biri olsa Duygu orada olurdu. Bir eylem mi var, bir açıklama mı var Duygu oradaydı ve ne yaparsan yap durmaz giderdi. Mücadeleden hiçbir zaman geri durmadı. Adalet çıksa dünya kadar insan öldü onlara çıkardı, bundan ümidim yok ama keşke dememek için, ‘Keşke davayı açsaydık’ gibi keşkelerle kalmamak için bekliyoruz. Hükümet değişirse, bir şeyler olursa o zaman ümidim var, ama bu hükümete kesinlikle ümidim yok. Bu olayı yaşatan zaten bu hükümettir.”

SONRAKİ: Polen Ünlü’nün annesi Şennur: Yas tutmadım, mücadele ettim (3)

YARIN: Avukat Gülhan Kaya, Suruç katliamına ilişkin davayı ve adalet mücadelesini anlatıyor