OHAL’in kadın hali: Cins kıyımı arttı, sivil ölüm çoğaldı (3)

‘AKP, kadının özerkliğini aile kurumu içinde yok etmeye çalışıyor’

Evrim Kepenek

HABER MERKEZİ – AKP’nin kadınların özerkliğini aile kurumu içinde yok etmeye yönelik politikalar yürüttüğünü söyleyen hukukçu Nisan Kuyucu, politikacılardan karakollara kadın düşmanı söylem ve uygulamalarla devletin erkek şiddetini beslediğine dikkat çekti. OHAL rejiminin kadınların zorlu mücadelelerle aldığı yoldan da geri dönülmesine yol açtığını anlatan Nisan, “Her geri gidiş, en sonunda sokak ortasında katledilen kadınlar demek” dedi.

Erkekler Haziran’da 35 kadını katletti, ancak son bir buçuk yılda erkekler tarafından katledilen kadınların sayısı 500’ü aşmış durumda. İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) Genel Koordinatörü Feray Salman’ın hazırladığı rapor da, kadınları katleden erkeklerin yargılandığı davalardaki cezasızlığı gözler önüne serdi. 1 Ocak 2015-31 Aralık 2016 tarihleri arasında ulusal ve yerel medya ile haber sitelerine yansıyan erkek şiddeti davalarının çetelesine göre, de 547 kadın cinayeti, tecavüz, taciz ve yaralama davasında çıkan sonuç erkek şiddetini gözler önüne serdi.

Erkeklerin fail olduğu davaların çetelesi

Bu davalardan ikisi zamanaşımından düşerken, davaların yüzde 24’ünü cinayet (132 dava), yüzde 38’ini tecavüz (209 dava), yüzde 26’sını taciz (141 dava), yüzde 12’sini şiddet (63 dava) davaları oluşturdu. Ayrıca, 2015 ve 2016 yıllarında medyaya yansıyan cinayet davalarında, 176 sanık erkeğin yüzde 44’ü (78 erkek) ağırlaştırılmış müebbet cezasına, yüzde 30’u (53 erkek) müebbet hapis cezasına, yüzde 16’sı (29 erkek) hapis cezasına, yüzde 0.5’i (1 erkek) ağır hapis cezasına çarptırıldı. Sanık erkeklerin yüzde 9’u (15 erkek) da beraat etti. Rapora göre, sanık erkeklerin yüzde 28’ine cezai indirim uygulandı.

Devlet şiddetin verilerini tutmuyor

Erkeklerin yargılandığı davalardaki cezai indirimlerin ve cezasızlık sorunun erkek şiddetinin artmasında etkili olduğu vurgulansa da, Ankara Kadın Dayanışma Vakfı (KADAV) üyesi feminist hukukçu Nisan Kuyucu’ya göre, erkek şiddetinin artış göstermesinin başlıca nedeni, öncelikle devletin kadına yönelik şiddet konusunda tutmakla yükümlü olduğu verileri tutmaması.

Erkek şiddetini doğrudan besleyen etmenler

Nisan, erkek şiddetindeki artışı çok sayıdaki parametreler üzerinden açıklıyor. Erkek şiddetinin toplum tarafından genel bir kabulü olduğuna vurgu yapan Nisan’a göre, bu şiddet kadınlarla erkekler arasındaki tarihsel eşitsizliklerden ve yerleşik ayrımcılık pratiklerinden kaynaklanıyor.

“Politikacıların konuşmaları da dahil olmak üzere diziler, haberler, televizyon programları, sosyal medya paylaşımları gibi geniş kitlelere ulaşarak etki yaratma potansiyeline sahip kadınlara yönelik ayrımcılık içeren her türlü söylem, erkek şiddetini doğrudan besliyor” diyen Nisan, politikacıların, devlet politikalarını belirlemekle yükümlü ve yetkili kişiler oldukları için söylemlerinin toplum açısından daha da önemli olarak görüldüğüne işaret ediyor:

Politikacılardan karakollara, erkek şiddeti körükleniyor

“Hükümet programı başta olmak üzere diğer partilerin programları, bağlı oldukları mevzuat gereği erkek şiddetine karşı mücadele yürütmek zorunda. Bu nedenle onların ayrımcı söylemleri bize, devletin erkek şiddetiyle mücadele kararlılığında olmadığını, tam aksine bu şiddeti sürekli olarak söylemleriyle körüklediğini göstermesi bakımından da ayrı bir anlam taşıyor. Politikacılar böyle söylemlerde bulununca, kadınların şiddetten kaçarak sığındığı karakollardaki polisler de ‘kocandır döver’, ‘aile içinde olur böyle şeyler’ gibi sözlerle bu ayrımcılığı devam ettirme cesaretini, icazetini ve hatta peşinen takdirini almış oluyor.”

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamıyor

Türkiye, kadına yönelik şiddetle mücadelede en önemli uluslararası antlaşmalardan biri olan İstanbul Sözleşmesi’ni 2011’de imzaladı, 2014’te anlaşma yürürlüğe girdi. Ancak, Türkiye’deki uygulamalarda antlaşmanın gereklerinin yerine götürülmediği ortaya çıktı. Türkiye, bu dönemde İstanbul Sözleşmesi’ne uygun adımları atıp atmadığı bakımından sözleşmenin görevli organı GREVIO tarafından değerlendirilme sürecinde.

Kadınların talepleri yerine getirilmedi

Nisan ise, sözleşmenin yürürlüğe girdiği 2014 yılından beri tek bir konuda bile iyileşme olmadığını, şiddete maruz bırakılan kadınlarla doğrudan çalışan bağımsız kadın örgütlerinin hiçbir talebinin yerine getirilmediğini ifade ediyor. İlerleme olmadığı gibi, aksine AKP’nin muhafazakar ve anti-demokratik uygulamalarının, henüz OHAL resmi olarak ilan edilmeden bile önce örmeye başladığı OHAL rejiminin, kadınların zorlu mücadelelerle aldığı yoldan da gerisin geri dönülmesine yol açtığını anlatan Nisan, şu noktalara dikkat çekiyor:

‘Her geri gidiş, katledilen kadınlar demek’

“Bu geri dönüşleri, hak kayıplarını böyle sözcüklerle ifade ettiğimizde ne anlama geldiklerini düşünmüyoruz bazen. Ama işte her geri gidiş, yıllarca babasının tacizine uğrayıp susmak zorunda kalan, evli kaldığı 40 yıl boyunca sürekli olarak hem kocasının hem kocasının ailesinin her türlü hakaretine ve değersizleştirmesine maruz bırakılan, her gün üzerine kapı kilitlenerek eve hapsedilen, defalarca şikayetçi olmasına ya da tüm konu komşusu bilmesine rağmen kimse bir şey yapmadığı için en sonunda sokak ortasında katledilen kadınlar demek.

AKP’nin şiddetteki sorumluluğu

Devlet, yani AKP hükümeti, İstanbul Sözleşmesi’nin temel felsefesine tam da zıt bir şekilde kadınların özerkliğini aile kurumu içinde yok etmeye, kadınları kamusal alandan dışlamak için çocuk bakımı, ev işleri gibi ağır ev içi emeği onların sırtına yüklemeye yönelik politikalarıyla; bir de üstüne kadınlarla erkeklerin eşit olamayacaklarını utanmadan ve sakınmadan açık açık söylediği için başkaca bir şeye gerek olmadan kadınların maruz bırakıldığı bütün şiddetin de sorumlusu haline gelmiştir.”

Toplumsal cinsiyetten aile kurumuna kadar mücadele

Kadına yönelik şiddeti çok boyutlu bir sorun olarak tanımlayan Nisan, bu sorunun yine çok boyutlu politikalar ile bu şiddetin en aza indirgenebileceği görüşünde: “Kadınlara yönelik ayrımcılıkla, geleneksel kadınlık ve erkeklik rollerini yeniden üreten toplumsal cinsiyet kalıplarıyla, heteroseksizmle, homofobi ve transfobiyle, aile kurumuyla, namusla, din baskısıyla topyekûn olarak mücadele etmeden ve bu mücadeleyi toplum içine yaymadan bu sorunun üstesinden gelinemez. Devlet, bu alanda mutlaka yıllardır emek veren bağımsız kadın örgütlerinin deneyimlerinden yararlanmalı ve kadın örgütlerini desteklenmeli.”

Erkek şiddetini yaratan kaynaklar kurutulmalı

“Kadınların şiddete maruz bırakıldıklarında başvurabilecekleri, destek alabilecekleri ve ikincil travma yaşamayacakları etkili bir koruma ve güçlendirme mekanizması kurulmalıdır” diyen Nisan, son olarak şu vurguları yapıyor:

“Ancak bununla birlikte en başta da söylediğim politik mücadele kararlılığıyla, şiddeti yaratan kaynakların kurutulması hedeflenmelidir. Bu bakımdan kadına yönelik şiddet alanındaki cezasızlıkla mücadelenin öneminin de altını çizmek gerekiyor. Özellikle ayrımcı söylemlerde bulunan, erkek şiddetine hoşgörüyle yaklaşan, etkili soruşturma yapmayan, hukuka aykırı bir şekilde ceza indirimlerine giden kamu görevlilerine mutlaka yaptırım uygulanması gerekiyor.”

YARIN: Kadınlar, 15 Temmuz sonrası artan şiddeti anlatıyor

OHAL’in kadın hali: Cins kıyımı arttı, sivil ölüm çoğaldı (1)

OHAL’in kadın hali: Cins kıyımı arttı, sivil ölüm çoğaldı (2)

 

‘AKP, kadının özerkliğini aile kurumu içinde yok etmeye çalışıyor’ (3)