Gazi’nin barikatlarından Botan dağlarına Türkan’ın yolculuğu…

Mekiye Görenç

HABER MERKEZİ – Alevi köyü Kantarma’nın direnişçi kadını Türkan Yüksel, Şırnak’ta çıkan bir çatışmada yaşamını yitirirken, tüm kadınlara gerçek yoldaşlığı ve direngenliğini bıraktı. Girdiği her ortamı gülüşüyle ısıtan Türkan’ı anlatan çalışma arkadaşı Hülya Boğa, “Kokusu ve anlattıkları halen kulaklarımda. Birlikte yürüdüğümüz yollar, dokunduğumuz kadınlar… Sonsuzluğa yol aldığında gerisinde, kendisinden yaşam sevincini, umudunu, mücadele azmini, duygularını bıraktı. Onun dokunduğu her bir kadında o var artık” diyor.

Uzun yıllar kadın özgürlük mücadelesi yürüten ve YJA Star saflarına 2011 yılında katılan Türkan Yüksel (Nudem Maraş), 22-28 Nisan 2017 tarihleri arasında Şırnak’ta Şükran Kaçar (Hevi Sorxwin) ile birlikte çıkan çatışmada yaşamını yitirdi. Maraş’ın Elbistan ilçesinin Kantarma köyünde 15 Ağustos 1975 yılında dünyaya gelen Türkan, devrimci, demokrat ve Alevi bir aileden geliyor. Alevi olmaktan kaynaklı bölgede yaşayan tüm Aleviler gibi, Türkan’ın ailesi de payına düşeni almıştır. Devletin mezhepsel, etnik, ayrımcı ve şiddete dayalı politikalarıyla o, çocuk yaşında karşılaşmış ve bir devrimci olarak şekillenmiştir. Devrimcilerden, 1980 öncesi bir çocuk olarak etkilenmiş ve ailesinin de devrimcilere olan yakınlığından dolayı devrimcilerle iç içe bir çocukluk dönemi geçirmiştir Türkan.

Annesini Gazi direnişinde kaybetti

Sömürgeci, soykırımcı ve katliamcı yüzüyle devletin, Maraş katliamında tanık olur Türkan. O, soykırımcı katliamın en azında acısını bir Alevi olarak yaşar ve devletin bu kirli yüzüne karşı daha da kinlenir ve içindeki devrimci öfke onu militan bir kadın olmasında itici bir güç olur. Ekonomik nedenler ve baskıların sonucu ailesi İstanbul’da yaşamaya karar verir. Türkan, ekonomik zorluklardan dolayı bir yandan çalışırken bir yandan da mücadelesini yürütür. Her geçen gün, kendisini siyasi, politik ve pratik alanda geliştirir. 1995 yılında annesini Gazi direnişinde kaybeder. Annesinin katli onu daha da mücadele konusunda kararlaştırır.

İçten, fedakar, gerçek bir yoldaş…

Türkan Yüksel; kime sorsanız güler yüzlü, fedakar, içten, gerçek bir yoldaş diye tanımlar. Girdiği her ortamı güzelliği ve güler yüzlülüğü ile ısıtan bir kadındı Türkan. Uzun yıllar kadın özgürlük mücadelesinde yer alan Türkan, annesinin katledilmesinin ardından HADEP, DEHAP ve DTP’de çeşitli görevlerde yer alır. Aynı zamanda Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) aktivisti olan Türkan’ı uzun yıllar birlikte çalıştığı Hülya Boğa’dan dinliyoruz.

Komisyondan kollaşmaya hazırlık

Hülya ile Türkan’ın yolları 2001 yılında HADEP Ümraniye ilçesinde kesişiyor. Bu dönemde komisyon olarak çalışma yürüten kadınlar artık kollaşmanın ilk adımlarını atmaya başlıyorlar. Hülya, Türkan ile ilk tanışmalarını şöyle anlatıyor: “2001 yılında kadın komisyonu olarak kollaşmanın hazırlık eğitimlerinden birini yapmak için HADEP Ümraniye ilçemizde il kadın komisyonu olarak toplanmıştık. Eğitimimiz bir hafta sürmüştü, bu zaman zarfında Türkan arkadaş çok sıcak, çok içten ve fedakarlığı ile dikkatimi çekmişti. Bizlerde o vakitler kendimiz yaşlarında genç kadınları görünce alıcı gözle bakardık; bizimle aynı yolda yürüyebilir ve yoldaşımız olur mu diye…”

‘Sonu gelmeyen yoldaşlığın başlangıcı…’

Eğitimin sonlarına doğru Türkan ile samimiyetlerinin başladığını kaydeden Hülya, “Ev düzenlemeleri yapılınca beni de Türkan’ın evine düzenlemişlerdi. Onu daha yakından tanıyacağım için sevinmiştim. Akşam bütün arkadaşların gideceği evlere düzenlemeler yapıldıktan sonra Türkan heval de kendi minibüsü ile bizi evine götürmüştü. Evde yaptığımız sohbette annesinin Gazi olaylarında şehit düştüğünü öğrenip hüzünlenmiştik. Bu bir haftalık tanışma bizim için sonu gelmeyecek bir yoldaşlığın başlangıcı olmuştu. İlk kadın komisyonu toplantımızda Türkan’ın yapabilecek bir kapasitesinin olduğunu ve ilçede bir süre çalışmalara katılmış olmasının bize referans olduğunu, onu yapımıza alabileceğimizi önerdim, arkadaşlar da uygun buldu. Türkan, ilk kadın kolları kongremize giderken büyük bir fedakarlıkla hepimizden daha fazla emeğinin olduğunu söylemeliyim” diyor.

‘En önde mücadele etmekten geri durmadı’

Türkan’ın her zaman önde olmaktan geri durmadığını dile getiren Hülya, “Bir genç kadın olarak bütün enerjisini o zamanlar yürütmüş olduğumuz kadın emeğini hareket olmaya evirmek için gecesini gündüzüne katıyordu. Her yaptığımız çalışma bize muazzam şevk katıyor yarınlarda ki mücadelemize yeni ivmeler kazandırıyordu. Bir birimizden güç alıyor her birimiz daha fazlasını yapmak için yarışıyorduk. Türkan yapımıza en son gelenlerden olduğu halde en önlerde mücadele etmekten hiç geri durmamış tam tersi her zorluğu aşabilmemiz için bize büyük bir moral gücü olmuştu” diye belirtiyor.

‘Eylemlere ardında yüzlerce kadınla gelirdi’

Türkan’ın 2002 yıllarında İstanbul’da birinci bölgenin sorumluluğunu üstlendiğini kaydeden Hülya, “Türkan kadın yürütmemiz içerisinde üç kişiden biri olmuş İstanbul’daki kadın çalışmalarımızın üçte birinin yükünü sahiplenmiş ve büyük bir hareketlilik katmıştı. Bir eyleme gelirken ardında yüzlerce kadınla gelirdi ve bundan da büyük bir mutluluk duyardı. O dönemler maddi olarak imkanlarımız çok sınırlıydı. Parti binasında genelde makarnamız meşhurdu dışarıda isek çeyrek ekmek alır yerdik. Gün içerisinde birçok kadın ile görüşme yapıp örgütlenme çalışması yürütürdük fakat hep gidecek evlerimiz çok olduğundan çay içerdik. Gece nerede kalacak isek orada yemek yer öyle uyurduk” ifadelerinde bulunuyor.

‘Muhteşem üretken bir kadındı’

O dönemler maddi olarak zorluk yaşadıklarını belirten Hülya, “Kendi maddi imkanlarımızı kadınlar olarak kazanmak için Kürdistan’dan Mardin şalları getirir Beşiktaş’ta ve Kadıköy’de açtığımız tezgahlarda satardık. Gelen geliri ise otobüse binmek için yol kullanırdık. Türkan heval tekstil atölyesinde uzun yıllar emekçi bir kadın olarak çalıştığı için bize bu konularda ön açıcı olur ve daha çok kazanıp bununla birlikte bizimle aktif çalışabilecek arkadaş sayısını da artırırdı. Muhteşem üretken bir kadındı. Bulunduğu her ortamda kendi rengini katar, emek verir, hareketlilik sağlar, morali ile herkesi hareketimize katılmaya adeta davet ederdi” diye kaydediyor.

‘Yoldaşlığın sınırsız güvenle başladığını onunla öğrendim’

Türkan’ın renkli bir kişiliğe sahip olduğunu aktaran Hülya, sözlerine şöyle devam ediyor: “Türkan hevalin yaşama olan sevinci, yüzünde kocaman bir gülümseme bazen de bir kahkahaya dönüşür ortama neşe ve huzur katardı. Kendisinde bir sevgi kaynağı oluşturmuş, sürekli bir akışı vardı. Sevgi kaynağıydı. İçinde beslediği sınırsız yoldaşlık sevgisini gözlerindeki mutluluk ışığı ile bizlere yansıtırdı. Türkan hevali tanıdıktan sonra insanın kendinden daha fazla güvenebileceğini, onunla olan yoldaşlığımda gördüm. Yoldaşlığın sınırsız güvenle başladığını Türkan heval ile öğrendim.”

‘Artık daha güçlüydük’

2003 yılında HADEP Genel Merkez Kadın Kolları Kongresi için İstanbul’dan yüzlerce otobüs ile Ankara’ya doğru yola çıktıklarını söyleyen Hülya, “İlk mola yerinde Türkan, bana yarı sitemli yarı gülerek bir de kaygının verdiği telaşla, ‘HADEP Genel Merkezi’nden beni aradılar ve yarın ki kongrede yönetime aday olacağımı söylediler. Sen önerdin biliyorum’ dedi. Gözlerim doldu çünkü, beni de aramışlardı. Bende onun gibi Ankara’dan dönmeyecek kongrede aday olacaktım. O an yalnız gitmiyorum diye sevinerek çok sevdiğim yoldaşımın da benimle geleceğinin keyifli coşkusu ile kaygılarım azalmıştı. Ona sarılarak yanağından öptüm evet ben önerdim peki beni kim önerdi acaba? Neden kızıyorsun ki birlikte gidiyoruz dedim. Gözlerime bakıp yeniden bana sarıldı. Artık daha güçlü ve birbirimizden aldığımız moralle diğer arkadaşlarımıza yardım edip kadın arkadaşları otobüslere yönlendirip Ankara yolculuğuna devam ettik” diyerek, Türkan ile yaşadıkları anıları paylaşmaya devam ediyor.

‘Türkan Ankara’ya ben Kürdistan’a görevlendirildim’

Kongrenin binlerce kadının katılımı ile gerçekleştiğini söyleyen Hülya, “Kongrenin ardından herkes kendi illerine geri dönmüş bizler için yeni bir çalışma alanı ve daha fazla sorumluluk önümüzde bekliyordu. Bir gün sonra yaptığımız toplantıda Türkan Ankara’ya, ben Kürdistan’a görevlendirilmiştik. İki yıldan sonra ilk defa uzaklaşacaktık birbirimizden. Ayrılmak istemiyorduk fakat aynı amaç için mücadele etmenin bilinci ve mesafelerin bizi etkileyemeyeceğinden; onu Ankara’da bırakıp Amed’e doğru yol almıştım. 6 ay sonra Ankara’daki yaptığımız bir kadın buluşması etkinliğinde bir araya gelmiş uzunca bir aradan sonra ayrı geçirdiğimiz zamanın hepsini bir gecede birbirimize özetlemiştik. Bana ‘Ankara’nın neyini seviyorum demişti şair?’ diye sordu ve bende ‘İstanbul’a dönüşünü’ diye cevap verdim. Birbirimize gülerek birlikte tekrarladık. Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü seviyorum!.. Tebessümlerimiz kahkahalara karışarak geceyi şenlendiriyordu” diyor.

‘Türkan Dersim’e geldi’

Hülya, son olarak Türkan’ı şu sözlerle anlatıyor: “İstanbul’da bir hafta kalıp çalışma alanlarımıza geri döndük. Bir süre sonra ben Siirt, Bingöl illerinde kadın çalışmalarına devam ettim. Türkan ise Ağrı’nın Eleşkirt beldesinde çalışmalara devam etmişti. Serhat’ın dondurucu soğuğunda bana saçları buzlu, sokaklarda çalışma yürüttüklerini belgeleyen bir fotoğrafını yolladığında bende yeni bir görevlendirme ile Dersim ilindeydim. İlk defa belediye başkan adaylarımızı kota yöntemiyle belirleme kararı almıştık. İçte muazzam bir kadın mücadelesiyle karşı karşıyaydık. İlk toplantımıza kadar yerellerimizde ben Dersim il belediye başkanlığı için belirlediğimiz kadın arkadaşı halka kabul ettirmenin çabasındaydım. Türkan’da Eleşkirt’te aynı çalışmayı yürütüyordu. Dersim il belediyesi ve ilk kadın il belediye başkanı olacağı için bir de 80 yıldan sonra biz kadınlar olarak partimiz adına Dersim’i kazanacağımız için önemi büyüktü. Dersim’de büyük bir halk toplantısı düzenledik. O vakit dört aday adayı erkek arkadaş vardı ve geri çekilmemekte ısrar ediyorlardı. Kadın genel başkanımıza Türkan arkadaşın gelip benimle çalışma yürütmesinin iyi olacağını ve birlikte daha iyi sonuç alabileceğimizi önerdim. Türkan ile Sebahat Tuncel yanında 15 kadın arkadaşı alıp bize sürpriz yaparak Dersim’e doğru yola çıkmışlardı.

‘Kadının örgütlü gücünü görünce ağlamıştık’

Aday aday olan erkek arkadaşlarımız kadın arkadaşların şehre girdiğini duyunca tepkiyle toplantı salonuna gelip ‘geri çekileceğiz’ deyince bende divana geçip ‘peki basın toplantısı başlamıştır’ dedim. Ve açıklamamı ‘erkek arkadaşlar, kadın arkadaşın lehine geri çekilmiştir. Onlara teşekkür ediyoruz ve basın toplantımızı burada bitiriyoruz’ dedim. Olumsuz bir hava yaratmak isteyen erkek arkadaşlarımızın tepkisini olumluya çevirdim. Bir saat içerisinde bütün televizyonlarda Dersim’deki adayların kadın aday lehine geri çekildiğini duyurdu. Haberlerden sonra olumlu bir atmosfer oluştu ve erkek arkadaşlarımız sessizleşip kabullenmek durumunda kaldı. Kadın arkadaşlar şehre ulaşmıştı. Toplantının bittiğini öğrendiklerinde hep birlikte mahallelere dağılmış ve bir gün içerisinde Dersim merkezdeki birçok evi ziyaret etmiştik. Türkan heval ve Sebahat Tuncel ile beraberindeki grubu yolcu edip bir seçim sürecini birlikte yürütmüştük. Seçim günü Türkan ile okulları paylaşmış, önceki gün nöbette kalıp oyların satılmasını engellemiş, okullarda zılgıt sesleri arasında açık oy kullanan kadınları görünce birlikte kadının örgütlü gücünün ne kadar mutluluk verdiğini gözyaşlarımızla karşılamıştık.

Yaşamayı çok seviyordu’

Biz o an birbirimize kazandığımızı sonucun kadınlar açısından sadece oy almak değil irade kazanmak olduğunun zaferini çok derin yaşamıştık. Kadınlarla kazanmıştık. İnanarak her şeyin yapılabileceğine bir kez daha şahit olmuştuk. Özgür topraklara ilk birlikte adım atmıştık. Sabırsız ve bir kuş kadar özgür, hiçbir anını boş yaşamıyordu. Ceylan misali ayağının altındaki toprak ile dans edercesine koşturuyordu. Her bir arkadaşı tanımaya çalışıyor, onlarla paylaşıyor, hayatlarına renk katıyor, tanıdığı herkesi mutlaka ya tanıştırıyor ya da anlatıyordu. Yaşamayı seviyordu. Gerçek anlamda hissederek içten yaşıyordu. Her zaman birlikte kalamadık. Türkan 2010’dan sonra şehirlere dönmek istemedi. ‘Burası benim yurdum’ diyordu. Yaşam alanı olarak orada kalmak istiyordu. Böylede yaptı.

‘Türkan özgürlüğe olan inancıyla yaşadı’

En son 2015’de gördüğümde bir gece birlikte kaldık. Ayrı geçirdiğimiz bütün zamanı bana bir bir anlattı. Kadın mücadelesinin geldiği noktayı çok çetin bulduğunu ve daha fazla mücadele etmek gerektiğini kadının kadınla mücadelesinin eksildiğini ve bununda yeniden çoğaltılması gerektiğini, eleştirilerimizi güçlü yapmaktan geri durmamamızı uzunca anlattı. Gece güne evrildi. Türkan’ın anlatacakları bitmemiş, beni almaya gelen bir kadın pirimize, ‘ama hep o anlattı, ben hiç konuşmadım ki’ diyerek gitmek istemediğimi tatlı bir dille dile getirdim. Çok sıkı sarıldığımızı hatırlıyorum. Araca bindiğimizde birbirimizin ellerini öpmüştük ve araç hareket etmişti. Kokusu ve anlattıkları halen kulaklarımda. Birlikte yürüdüğümüz yollar, dokunduğumuz kadınlar… Sonsuzluğa yol aldığında gerisinde, kendisinden yaşam sevincini, umudunu, mücadele azmini, duygularını bıraktı. Onun dokunduğu her bir kadında o var artık. Türkan, özgürlüğe olan inancıyla yaşadı. Hoşçakal demiyorum; görüşeceğiz, görüşeceğiz özgür yarınlarda!”