Işılsu Erdoğan: İnsanlar geleceği ve vicdanı arasında seçime zorlanıyor

DİYARBAKIR – Türkiye’de toplumunun “vicdani değerler”ini her geçen gün biraz daha yitirdiğini dile getiren Barış İçin Kadın Girişimi Üyesi Işılsu Erdoğan, son üç yıl içerisinde değerler yitiminin çok üst seviyelere çıktığını, sistemin insanları geleceği ve vicdanı arasında seçim yapmak zorunda bıraktığına dikkat çekti.

Kürdistan coğrafyasında devreye konulan savaş politikaları kapsamında binlerce insan gözaltına alınıp tutuklandı, göçertme politikaları devreye konuldu, cenazeler günlerce sokaklarda bekletildi, mezar taşları tahrip edildi, yaşamını yitiren insanların cenazeleri günlerce morglarda bekletildi, birçok aileye cenazeler verilmeyerek, toplu bir şekilde gömüldü. Yaşanan süreçle birlikte birçok basın yayın kuruluşu kapatıldı, yüzlerce gazeteci işsiz kaldı, çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile binlerce insan ihraç edildi. Barış İçin Kadın Girişimi’nden Işılsu Erdoğan, yaşanan süreci ve bu süreçle birlikte vicdani değerlerin nasıl yitirdiğini anlattı.

‘Toplum bir kuşatma altında’

Türkiye’de toplumun bir kuşatmayı yaşadığını belirten Işılsu, Türkiye’de ölüye dahi saygı duyulmadığını belirterek, “Ölüye saygının tamamen yitirildiğini söyleyebiliriz. Bölge için yabancı olmadığımız bir şey. Faili meçhullere dair bir sürü çalışmalar yapılıyor. İnsanlar yakınlarının kemiklerini arıyor. Fakat geçen sene abluka sürecinde Taybet İnan’ın cenazesi bir hafta sokakta kaldı. Çocukları evin içinde cenazenin nöbetini tutmuştu. Cemile’nin bedeni buzlukta bekletildi. Tüm bunlar değer yitiminin çok daha üst seviyelere gelmiş olduğunu gösteriyor” dedi.

‘Saray Bosna’da insanlar ölüleri gömdü’

Saray Bosna’da dört yıl boyunca kuşatma altında kalan iki kişiyle tanıştığını ifade eden Işılsu, “Bu arkadaşlar iki sene boyunca Saray Bosna’da kuşatma altında kaldı. Onlarla konuşurken, bana geçen seneki abluka süreçlerini sordular. Bende Taybet İnan’ı, Cemile’yi örnek vererek anlattım. Çok üzüldüler ve bize, ‘Biz dört sene boyunca kuşatma altında kaldık. On bin insan öldü ama biz cenazelerimizi hep gömdük. Siz orada ne yapıyorsunuz. Nasıl bir değer yitimidir’ dediler. Çok şaşırmışlardı” şeklinde konuştu.

15 Temmuz sonrasında ‘hainler mezarlığı’ fikrinin ortaya atıldığını dile getiren Işılsu, ölenlere imam, cenaze aracı ve tabut verilmediğini, Newroz’ta katledilen Kemal Korkut’un cenazesi yıkanırken suyun kesildiğini, cenazenin gömüleceği yere hazine arazisi dendiğini hatırlattı.

‘Şiddet çok üst boyutlarda’

Gündelik hayatta çokça etkisi olan sorunların konuşarak daha barışçıl bir şekilde çözülebileceğini vurgulayan Işılsu, Türkiye’de şiddetin çok  üst boyutlara çıktığına dikkat çekti. “Her gün eşi, kardeşi, yakını katledilen insanların haberlerini okuyoruz” diyen Işılsu, “Bizim her gün minibüste, otobüste sokakta karşılaştığımız şiddet var. Şunu fark ettik ki sürekli bunlardan söz ediyoruz” diye belirtti.

‘Neden değerler yitimini tartışmaya başladık?’

Neden değerler yitimini tartışmaya başladıklarını anlatan Işılsu, “Yeni öğretmen olan bir kadının öğrencisi okuldaki bir öğretmen tarafından tacize uğruyor. Öğrenci gelip bunu yeni öğretmenine anlatıyor. Öğretmende polise şikayet edilsin diye gidip müdüre anlatıyor. Ama müdür burada öğretmene, ‘yeni mezun genç bir kadınsın bir sonraki KHK’da adını görmek istiyorsan buyur git polise’ diyor. Ancak diğer tarafta tacize uğrayan bir çocuk var. İnsanları sürekli geleceği ve vicdanı arasında seçim yapmak zorunda bırakan bir sistem söz konusu, bunun da insanları sürekli vicdanından eden bir durum” dedi.

Türkiye’de herkesin bu kuşatmayı yaşadığını, insanların sürekli ihraç korkusu yaşadığını söyleyen Işılsu, insanların işinden olmamak için çoğu kez değerlerinden feragat ettiğinin altını çizdi.