KADAV’daki kadınlardan tutsak kadınlara ‘ihtiyaç’ köprüsü

İSTANBUL – Kadınlarla Dayanışma Vakfı’nda (KADAV) gönüllü çalışanlar, hak ihlallerinden ötürü temel ihtiyaçları karşılanmayan tutsak kadın ve çocukla için kampanya başlattı. Kadınlar, tutsakların temel ihtiyaçları için dayanışmaya çağırıyor.

Kadın tutsaklar, erkek egemen ve militarist sistemin kendine göre inşa ettiği cezaevlerinde en temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılıyor. OHAL süreci de birçok hak ihlali nedeniyle temel ihtiyaçlara erişimi engellemiş durumda. Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) bünyesinden gönüllü çalışan kadınlar bu duruma ilişkin bir kampanya başlattı.

Kendi internet sitelerinden ve e-mail adreslerinden kadınlara ulaşmaya çalışan KADAV’dan kadınlar, temel ihtiyaç listesi yayınlayarak, tutsakların ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlıyor. Gönüllüler Beyza Gök ve Derya Özata, başlattıkları kampanya ve cezaevlerinin OHAL’den sonraki durumuna ilişkin Gazete Şûjin’e konuştu.

‘Adalet Bakanlığı cezaevi projelerini desteklemiyor’

Derneğin yaklaşık 3 yıldır cezaevlerindeki kadınlarla iletişim halinde olmaya çalıştığını belirten Beyza, “Çalışılıyor diyorum, çünkü Adalet Bakanlığı bu çalışmalara izin vermiyor. Biz de ekip olarak birkaç aydır daha yoğunluklu çalışıyoruz. Cezaevindeki kadınlara yönelik belirli projeler yazıldı fakat hiç birini Adalet Bakanlığı kabul etmedi” dedi.

Cezaevleriyle tek iletişim ihtiyaçlar üzerinden

OHAL’in cezaevlerine yansımasını da değerlendiren Beyza, “OHAL süreci ile birlikte, dışarıda nasıl sivil örgütlenmelerin tamamına karşı bir operasyon görüyorsak, aynı şekilde bu cezaevlerinde de tezahür ediyor. Adalet Bakanlığı hiçbir örgütlenmenin içeri girmesine ve bir çalışma yürütülmesine izin vermiyor. İnanılmaz uygulamalarla engeller yaratıyor” diye belirtti.

Derneklerin cezaevlerine eskisi gibi ulaşmasının zorlaştığını söyleyen Beyza, gelen bilgilerinde güvenirliğini OHAL’den kaynaklı teyit edemediklerini vurguladı. Beyza, “Bir çalışma yürütemiyoruz. Aynı zamanda avukat görüşlerinden aile görüşlerine ve mektuplara kadar bütün iletişim kanalları OHAL süreci ile birlikte cezaevlerinde kapanmış durumda. O yüzden orada yaşanan herhangi bir şeyi öğrenebilmemizin tek yolu aslında ihtiyaçlar üzerinden. İnsanlara ulaşıp bir şekilde bir güven oluşturup onlardan bilgi alıp ve bunu kamuoyu ile paylaşmak sadece ihtiyaçlar üzerinden gelişebiliyor” diye konuştu.

‘Cezaevleri başlı başına bir işkencedir’

“Kapalı kapılar ardında yaşanan şiddet, taciz, işkence ve aklınıza gelebilecek herhangi bir hak ihlali hakkında bilgi alabileceğimiz sivil toplumun girip denetleyebileceği ve orada insanlar ile birlikte bir şeyler üretebileceği bir alan kalmamış durumda” diyen şunlara dikkat çekti:

“Bu OHAL süreci öncesinde de böyleydi. Bakırköy Cezaevine sivil toplum örgütlerinin girebilmesi, imkansıza yakındı ama biraz daha diğer cezaevleri yönetimde inisiyatif alabiliyordu. Biraz daha sosyokültürel aktivitelere kapı açabiliyorlardı ama şu an tamamen bütün kapılar kapanmış durumda. Bu sebeplerden dolayı içerde kitap okuma hakkının bile ellerinden alındığı, bunun daha tehlikeli görüldüğü bir süreçten geçiyoruz. Aslında şunu demeye getireceğim, kapatılmanın kendisi zaten çok yaşama hakkına bir darbeyken, üzerine olan herhangi bir hak ihlali işkencedir zaten. Bizim hiçbir şekilde haber alamıyor olma halimiz ve orada bir çalışma yürütemiyor olma halimiz, orada ne olup bittiğine dair aslında hiçbir fikrimizin olmaması demek.”

‘Politik bir tutsak yoksa adli koğuşlardan haber almamız zor’

Derya ise, tutsakların yaşatılan hak ihlallerine karşı başlattıkları açlık grevlerine değinerek, şunları söyledi: “Şakran Cezaevi’nde 30 mahkûm, Tekirdağ’dan da grev haberleri geliyor. Bunların dahi dışarı net bilgisi çıkarılamıyor. Bir politik tutsak varsa onun aracılığı ile eğer mektubuna el konulmazsa var olan duruma dair belki bir şey öğrenebiliriz, bu da şansa. Orada biri ölürse bunu şansa öğreneceğiz gibi bir durum var. OHAL, referandum sürecinden sonra yine devam edecek. OHAL hemen hemen 1 yılına yaklaşıyor. Biz OHAL durumunu yaşıyoruz ve gitgide daha da sertleşecek diye endişelerimiz var. Özellikle de adli tutsaklar için, adli kadın tutsaklar için ve LGBTİiçin bu durum çok zor. Dışarıda zaten yeterince güçlü sosyal desteği olmayan insanlar.”

OHAL’in yarattığı ortamı da değerlendiren Derya, “Şunu çok iyi biliyoruz; biz şu an şansa dışarıdayız. İki gün sonra ben de içerde bir birey olabilirim ve hepimiz olabiliriz. Hepimiz bu tehdidin altındayız” dedi.

Dernek kampanyasına çağrı

Bu kampanyayla hedeflerinin az da olsa kadın ve çocuklara yardım etmek olduğunu söyleyen Derya, yayınladıkları ihtiyaç listesi için şu çağrıda bulundu: “Bizler bu ihtiyaçları karşılayamayacak noktadayız. Hem çocuklar, hem kadınlar için. Amaç, güncel durumdaki fiziksel ihtiyaçların karşılanabilmesi için bir nebze destek olmak. Bir iletişim kanalı kurmak ve ne olup ne bittiğini, başlarına bir şey gelirse bundan haberdar olabilmek adına da bir iletişim kanalı. Şu an çok acil ihtiyacı olan insanlar var. Bu bir cımbız olabilir, ped olabilir. Bir trans kadın için mesela bir cımbız o kadar önemli ki. İnsanlar cezaevindeki arkadaşlarımızın en azından bir ihtiyaçlarını karşılamaya destek olabilir. Bu bir kıyafet ya da çocuk oyuncağı olabilir. Derneğe yapılan bütün yardımları ihtiyacı olan insanlara ulaştıracağız.”